Bir insan hakkında her şeyi düşünebiliriz, hatta ondan nefret bile edebiliriz. Bu durumda bile hatırımızdan çıkartmamalıyız ki herkes bizimle aynı yaşam hakkıyla dünyaya gelir. Bu bile ona saygı duymamız için büyük bir neden. Toplumsal ilişkilerimiz karmaşıklaştıkça gözden kaçırıyoruz; çünkü bireysel psikolojilerimiz de aynı karmaşadan nasibini alıyor. Öz değerimizi bilemezken başkalarının değerini takdir etmemiz olası değil. Zaten saygıyla itaati net olarak ayıramadığımızdan “birine saygı duymak” denildiği zaman hemen ona itaat etmeye hazırlanabiliyoruz. İtaat etmek zorunda olmadığımızı düşündüğümüz insanlara da saygı göstermeyebiliyoruz.
Hele ki birinin bizden birazcık aşağıda olduğunu düşünelim, bize hayır diyemeyeceğini varsayalım… Kafamız azıcık kırıksa bunu sırf zevk için yapıyoruz. Yaralarımız varsa, başkalarını ezerek içimizdeki yaralara bakmak zorunda kalmıyoruz. Genelde merhametli bir toplum olsak da maalesef bu durumla zaman zaman karşılaşıyoruz, birbirimize karşı acımasız olabiliyoruz. Biri bize iyi davranıyor, kibarlık ediyorsa; onun zayıf olduğunu sanıp derhal tırnaklarımızı çıkartabiliyoruz. Bu noktada pirim veriyor insanımız “kişisel şey”cilere. Neye uğradıklarını bilemediklerinden onların verdiği tavsiyelere tutunmaya çalışıyorlar. Yani aslanlara öyle çok yem oluyorlar ki, lunaparklardaki olduğundan büyük gösteren hileli aynaları tutan biri olursa hemen onun girdabına kapılıyorlar. Çünkü o kadar ezilmiş, nezaketi güçsüzlük sayılıp paspas edilmiş ki birilerinin ona “Aslansın, kaplansın.” demesine ihtiyaç duyuyorlar. “Ben değerliyim.” hissi oluşturabilecek ne varsa ona dört elle sarılmaya çalışıyorlar.
İnsan topluluğu olarak her canlı türünün sahip olduğu “zayıfın dışlanması” iç güdüsüne bizler de sahibiz demek ki. Onlardan daha vahşi bir yönümüz de var: Makam, mevki düşkünlüğü. Üzerimize yapıştırdığımız etiketlerle değerimize değer katmaya çalıştığımızdan insanlara verdiğimiz değeri de bununla belirleyebiliyoruz. Bunu görebilmek için birbiriyle epey sonra karşılaşmış insanların sohbetlerine biraz kulak kabartmanız yeterli. (Dünyayı ve içinde yaşadığımız toplumu anlayabilmenin en güzel yolu, kulak ve göz hırsızlığıdır.) İnsanlara çaktırmadan onları dinlemeye ve gözlemlemeye bayılırım. Ciltler dolusu kitaptan daha çok bilgi edinirsiniz.
Yine böyle bir dinlemede şahit olduğum bir durum: Durakta bekliyorum, iki amca yıllar sonra karşılaşmış ve birbirlerine çocuklarını anlatıyorlar. Bir tanesi bir kabarıyor sormayın gitsin. “Benim oğlanın biri bilmem nerenin müdürü oldu, diğeri de bilmem ne mühendisi.” Diğer amca da garibim ezik büzük kendi çocuklarını anlatıyor. “Benimkiler okumadılar, biri şurada işçi oldu, diğeri evlendi, ev hanımı oldu.” Çocukları mevki ve şan sahibi amca üstünlüğü iyice ele geçirince detaya giriyor, diğeri saygıyla dinliyor. Konuşmaları neredeyse bitmek üzereyken oğlu işçi, kızı ev hanımı olan amca soruyor, “Senin bi dene daha çocuğun varıdı.” Öbürü biraz bozulur gibi oluyor “He, he…O benimile, bir şey olamadı, bana tezgâhta yardım ediyo.” Yani önemsiz buluyor, hiç yerine koyuyor onunla küçücük dükkanını her sabah açan evladını. Evlatlarını sayarken onun adını diğerleriyle birlikte söylemekten kaçınıyor. Sohbetlerinin ortasına dalıp “Ah be amcacım, evde de çocuğunun yüzüne karşı böyle diyor musun?” demek geçiyor insanın içinden; ama gizli seyirci olduğumuzdan ses çıkartamıyoruz.
Belki de amca çok kızmıştır evladına, onca emek vermesine karşın onun istediği yerlere gelememesine içerlemiştir; ama bu onun yaşamadığını farz etmekle aynı şey mi? “Yapmamak gerek.” diye hadsizlik etsek de saygıdeğer insanlarımızın bazıları biliyoruz ki yapacaklar. Çünkü bunu kendilerinde hak görüyorlar. Altında yatan neden ise çocukların birey olarak değil de bir ürün olarak algılanması. Tarlaya bir ürünü ekip nasıl hasat ediyorsak çocuklarımızı da o şekilde değerlendirebiliyoruz. Kabullenilmesi zor; ama öyle ne yazık ki.
İşin en acınası yönü de zayıf gördüğümüz evlatlarımızın bizzat tarafımızdan küçümsenmesi. Ve hatta adını bile diğer çocuklarımızınkiyle anmayarak onu cezalandırmak istememiz. Biz evlatlarımıza bunu yaparsak başkaları ne yapmaz ki? Milletimizin üstün yönlerine rağmen hala bazı konularda kendine gelememesinin nedenlerinden biri de bu: İnsanlara makam ve mevki gözeterek yaklaşmak, kendi çocuklarımız olsa dahi. Bunu aştığımızda da birçok toplumsal sorunumuzu geride bırakacağız, eminim.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: