Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde. Küresiyle herkesin başındaki bitten bile haberdar olan, tüm mahlukatı nereye giderse gitsin görebilen, kötü kalpli bir cadı yaşarmış denizin altındaki mağarasında.” diye bir masal anlatsak günümüzün beş, altı yaşındaki afacanları yeterince tatmin olmazlar içindeki fantastik ve kurgu ögelerden. Malum şu an neredeyse hepimizin elinde öyle bir küre var ve çocuklarımızı inandırmak istiyorsak düşsel çıtamızı biraz daha yükseltebilmek zorundayız. Masaldaki o küreyi alıp küçük bir yavrumuzun eline versek ilk refleksi görüntüyü eliyle yukarı kaydırmaya çalışmak olur herhalde. Yani bu teknolojiye aşinayız. Üstelik tıpkı cadının mağarası gibi bize ait bilgilerin dünyanın el değmemiş bir adasında (suyun fersah fersah altında) saklandığını bilmekteyiz.
Düşsel ögeleri biraz daha artıralım ve gerçek bir haber gibi kurgulayalım: “Dün akşam saat 16.00’da Çiftlik Caddesi’nde, duvarlardan geçerek dükkanlara giren D.H göz altına alındı.” (Sürç-i lisan ettiysem birbirinden kıymetli muhabir arkadaşların affına sığınıyorum.) İşte bu uyduruk haberi çocuklara okusanız devamında ne olduğunu sorarlar, büyüklere haber diye sunsanız “Hadi be! Olur mu öyle şey?” derler. Hatta biraz daha ileri gidip çocuklarımızın hayal gücünden destek alarak bunun gerçekliğine onları ikna edebiliriz; ama biz yetişkinler asla kabul etmeyiz böyle bir gerçeklik olabileceğini. Çünkü görmemişizdir, duymamışızdır. Herhangi bir duyumuzla tanıklık etmemişizdir; o yüzden gerçek olarak kabul etmemiz imkansızdır, saçmadır.
Bu pek tabi çok uçta bir örnek gibi görünüyor. Benim de yakından takip ettiğim, değerli hocamız Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ı saygıyla yad ediyor ve ondan ilham alarak uydurduğum “duvardan geçme” haberinin kaynağı olan bilgi için kitaplarını önerirken bizler için saçma olan bilimsel gelişmeler ona sorulduğunda verdiği cevabı aynen aktarıyorum: “İnsanlık buna henüz hazır değil.”
Hepimizin zaman zaman dahil olduğu “Böyle bir teknoloji mümkün mü?” sohbetlerinden birinde (Tesla’nın deprem makinesi ile ilgili) bilişim sektöründe çalışan bir arkadaşıma sorduğum bir soruyu burada tekrarlamak istiyorum: “Peki böyle bir teknolojinin bizden saklanması mümkün mü?”
Biraz daha eşelemek için soruyu genişletebiliriz: “Savunma veya silah sanayi söz konusu olduğunda insanlıktan bazı teknolojiler saklanabilir mi?” Elbet herkes kendi makul cevabına sahiptir, benden sadece sorması. Çünkü benim gibi binlerce insan, defalarca kere dile getirdi bu konuyu. Hatta teknolojinin (bilhassa yapay zekanın) güvenilemeyecek ve suistimal edilebilecek yanlarıyla ilgili yüzlerce kitap ve binlerce makale yazıldı, yazılmaya devam ediliyor. Aynı yolda bilimsel çalışmalar da hızla devam ediyor. Herkese Bilim Teknoloji Dergisi’nin (son sayısında) belirttiğine göre yapay zekanın en büyük eksikliği insan gibi sağduyuya sahip olamaması. (Bu yetinin biz insanlara sağladığı en büyük fayda eksik bilgiye sahip olduğumuzda bile doğru kararlar verebilmemiz.) Eğer yapay zekaya sağduyu öğretilemezse insan hayatının söz konusu olduğu alanlarda yanlış kararlar verebileceği özellikle belirtiliyor. Robotlara sağduyu öğretmek için bir proje başlatılmış, projenin adı Alexandria. Ne diyelim geniş kapsamlı bir çalışmayla darısı yapay zekanın başına inşallah.
Bundan yüzlerce yıl önce masal diye anlatılanların (sihirli küre gibi) şu an avuçlarımızın içinde olması bile gözlerimizi açamıyor. Kendimizi böyle bir teknolojinin kollarına çekincesiz bırakırken işin trajik yanının farkında değiliz: Onlar ne kadarını görmemizi ne kadarına inanmamızı istiyorsa biz o kadarını görüyoruz ve o kadarına inanıyoruz. Avuçlarımızın içine haberleşmek (ve bizimle ilgili bilgi sızdırmak) için koydukları cihazları makul bulurken duvardan geçmek için kullanılan teknoloji dillendirilse bize hiç inandırıcı gelmiyor.
Tekrar tekrar dile getirmekten bıkmayacağım soru: “Gücü elinde bulunduranlar veya eline geçirmeye çalışanlar akla ziyan teknolojileri kullanıyor olsalar (duvardan geçmek, görünmez olmak, ışınlanmak, uzaktan zihin kontrolü vb. daha binlercesi) ortalara çıkıp bangır bangır bize duyururlar mı sizce?” Belki de Prof. Dr. İsmail Hakkı Aydın’ın dediği gibi “İnsanlık henüz hazır değildir.” Tabi bizi neye, ne için hazırladıklarına da zaman zaman kafa yormamız gerekecek.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: