Popüler kavramının sözlüklerde yer alan tanımları yanıltıcıdır. Kavram, popüler ürünlerin üretim amacı saklı tutularak, popülerin esas işlevi göz önünden çekilerek tanımlanır. Popülerin tanımı TDK’de de aynı bakış açısıyla yer alır: “*Halkın zevkine uygun, halk tarafından tutulan, halk arasında yaşayan motiflere veya ögelere yer veren. *Herkesçe tanınan, bilinen kişi ya da şey.” Oysa popüler, bu zeminden çoktan çıkmış; halkın çok aşağısında kalmıştır. Tam olmasa da sosyoloji, kavramın içeriğini anlatırken ve onu tanımlarken popüler olanla insanlığa ne yapılmak istendiğini biraz açık eder: “Geniş kitleler tarafından benimsenen, yaygın ve geçici kültürel ögeleri tanımlamak için kullanılır. Bu bağlamda en çok ‘popüler kültür’ terimiyle karşımıza çıkar. Popüler kültür, halkın büyük kısmı tarafından tüketilen, medya ve piyasa dinamikleriyle şekillenen, genellikle kısa ömürlü ve hızlı tüketilen kültürel ürünleri kapsar. Müzik, moda, televizyon programları, sosyal medya trendleri gibi unsurlar bu kapsama girer.”
Ağızlarından kaçırdıkları “kısa ömürlü” ifadesini biraz aralarsak görmemiz gereken şeyi görürüz. Küçültülerek, basitleştirilerek, çıta aşağı çekilerek ve hızlandırılarak oluşturulur. Müziğin, edebiyatın, bilimin basite indirgenip niteliksizleştirilerek sunulmasından başka bir şey değildir. Popüler, kültüre ait ürünlerin bir karikatürüdür. Gözlerimize, kulaklarımıza, dilimize onun basitliğini doldururken mazur görmemiz için popülerin geniş kitlelerce benimsendiği yanılgısını yedirmeyi de ihmal etmezler. Nitelikli olan yok edilirken popüler olan zorla benimsetilir. Aradan çekilseler, insanlık potansiyelini gerçekleştirerek nitelikli olana yönelebilir. Tüm engellemeleri bizi düşünerek yaptıklarını ifade etmeyi de unutmuyorlar. Kısaltıyor, basitleştiriyor, suyunu çıkarıyor ve önümüze atıyorlar. Mesela; üç dakikalık ‘zıngır mıngır tıngır şololop’ şarkılarla coşturuyorlar bizi. Zekamıza uygun görülen süre üç dakika. Hoplayıp zıplama garantili, sözleri de herkesin öğrenebileceği kadar kolay. Kalıpları ve ritimleri hep aynı. Elli sözcük biliyorsanız piyasada dönen şarkılara rahatlıkla eşlik edebilirsiniz. “Düşünme” eylemi tamamen devre dışı. Eğlenceli olanın böyle basit olması gerekiyormuş. Çocuklarımız ve gençlerimiz için hep kolaylaştırmalıymışız, hayatlarının ilk evrelerinde “eller havaya” gençliklerinin biraz tadını çıkarmalılarmış. Yakında şu an işlerimizi kolaylaştıran yapay zımbırtılar onların yerine de düşünürler her şeyi. Hatta beyinlerine bile ihtiyaçları kalmaz, herkes kurtulur.
Her şeyi kolaylaştıralım, daha basit, daha basit, hatta en basite indirgeyelim, sorgulayıcı yaklaşım ortadan kalksın. Popülerliğin gazına basılarak yapılmak istenilen bu mu? İnsanlarda, özellikle de gençlerde merak duygusunu yok etmek, eleştirel düşünme becerisini geriletmek, farklı bakış açılarının önüne geçmek… Onların sabırlı ve azimli olmalarını engellemek, otomatik olarak her istenileni yerine getiren bireyler olarak ortalarda dolaşmalarını sağlamak mı? Popülerlik adı altında her yerden basitlik, bayağılık fışkırıyor. Hepimiz bunlara maruz kalıyoruz; ama çocuklarımızda ve gençlerimizde kalıcı izler bırakıyor. Bu durumun önüne geçebilmek için vakti zamanında Milli Eğitim’in temel amaçları olarak bazı tedbirler alınmış. Türk Milli Eğitimi’nin 1739 sayılı temel kanunda yer alan eğitimde bulunması gereken özelliklere ve kanunun hedeflerine bakalım: “*Düşünen, yaratıcı ve üretken bireyler olarak yetiştirmeyi, *Milli ve kültürel değerlere bağlı, dilini doğru ve etkili kullanan yurttaşlar kazandırmayı hedefler.” Bizim eğitim sistemimizin temelleri, özellikle de çocuklarımızın kültürel alt yapısının oluşturulması, basitleştirmeye değil öğrencilerin nitelikli olanla karşılaştırılmasına dayalıdır. Kendi seviyesinden öğrenmeye başlayan bireyi sanatsal duyarlılık taşıyacak kadar geliştirmeyi hedefler. Popüler ürünleri nereye sığdıracağız peki? Nasıl bir çelişki bu? Kendini uzman sanan bazıları çıkıp bunu seçme özgürlüğü olarak adlandırıyor. Hatta şunu bile duyuyoruz: “Çocuklar istediklerini seçsinler.” Çocuklarımıza ve gençlerimize ön ayak olmazsak onların iyi kültür örnekleri diye hayatlarını “popüler kültür” ucubesinden kitaplar, şarkılar, filmlerle dolduracağını çok iyi biliyoruz.
Ortada çok büyük başka bir çelişki daha var: “popüler” kavramıyla “kültür” kavramının birbirine ulanması. Popüler olanda kültürel bir öz var mıdır? Kültür, tarihsel süreç içinde birikimle oluşurken popüler yaygınlaşarak insanların ilgilenmesiyle kısa süre içinde ortaya çıkar. Biri alt yapı oluşturarak zaman içinde kendini var ederken diğeri bir yerlerden pırtlar. Ve o pırtlayan acelecidir; çünkü pazara çıkmak ve birilerinin cebini doldurmak zorundadır. Diğerinin acelesi yoktur, derinliği vardır. Dünyanın ve bizim popülerden biraz yakayı sıyırmamız gerekmiyor mu? Geldiğimiz noktaya bir bakın, bir yerden bir yere bombalar fırlatılarak kadim bir kültür yer ile yeksan ediliyor. Herkes sorgulama kaslarını kaybetmiş. Bunca popülarizmin sonucu başka ne olabilirdi ki?
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: