Bir insanın kendine yapabileceği yatırımların en önemlisidir seçmeyi öğrenmek. Seçici olmakla karıştırmamak gerekir. Seçici olmakta titizlikle en iyi görünen alternatifi tercih etmek vardır; ama seçmeyi öğrenmek işin temelidir. Kendimiz için neyin iyi olduğunu bilmeyi, çoğu zaman da kriterlerimizi belirlemeyi yahut yeniden oluşturmayı zorunlu kılar. Şu an insanlığın başına ne geliyorsa bunu yapamadığı için geliyor.
Durumumuz çok vahim hem iyi seçimler yapmayı bilmiyoruz hem de kendimizden sonrakilere de öğretmiyoruz. Maşallah bir yanlış yapıldığında da işaret parmağımız karşımızdakine sallanmak üzre hemen ortaya çıkıyor. Bu vaziyette öğüt vermeyi pek bir sevdiğimiz için yanlış yapanın vay haline! O öğütleri topladığımızda buradan köye yol olsa da hatalı seçimi yapmadan evvel kimsecikler bize doğruyu göstermeyi akıl edemezler, gösterseler de biz dinlemeyiz zaten. Öyle telaşlı, öyle ivedilikle hareket eden, öyle yoğun duygulara sahip bir milletiz ki önümüze birkaç seçenek konulduğunda daha bir karışır kafalarımız. Birileri bizim yerimize seçme zahmetinde bulunsun isteriz. Mavi kablo mu kırmızı kablo mu, diye sorulsa bizim yüzümüzden bina havaya uçar. Mavi hap mı kırmızı hap mı diye sorulsa biz ikisini birden yutarız ki diğer tercihin hatırı kalmasın ve film o noktada biter.
Kararsızlık içinde tüm seçenekleri elimizde tutmaya bayılırız; saatler, günler, haftalar geçmesin isteriz ki birini dahi geri vermeyelim. Hepsi elcağızımızın altında bulunsun. Bu trajikomik halimizle başka bir ülkede yaşasak emin olun bize teşhis bile koyar ruhbilimciler. Yaşadığım bir olayı örnek olarak vermek isterim. Bir arkadaşımın tayini çıktı Samsun’a, bizden de rica etti, ev arıyoruz. Baktığımız evlerin hepsi de çok güzel. Birinin terası var, denizi görüyor; birisi çalıştığı yere çok yakın, bir diğerinin balkonu da bir okulun bahçesindeki ağaçları görüyor. Hepsi de pırıl pırıl, hiçbir sorunu olmayan evler. Çünkü birkaç kişi epey bir araştırma sonucu bulduk, elimizde alternatif olsun diye. Arkadaşımız hangisini seçeceğine karar veremiyor, gözleri sürekli gözlerimizi tarıyor. Evlerden birine gösterdiğimiz bir onayı bekler gibi öyle boş boş bakıyor. Haklı tabi, yeni bir yer, yeni bir yaşam, diye düşünsem de şişen tabanlarım bana “Yeter artık!” dedi. Doğrudan söze girdim, maddi bir sorunu olabileceğini düşünerek “Bir derdin mi var?” diye sordum. “Seçemiyorum.” dedi. Tamam dedik, biraz daha araştırırız, iki hafta daha misafirimiz oldu. Beş altı ev daha baktık, yine seçemiyor, küçük bir çocuk gibi aynı yerde dönüp duruyor. Anladık ki aradığı şeyin ne olduğunu o bile bilmiyor. Aylarca öyle dolaşamayacağımız için sorumluluğu aldık ve iş yerine yakın olanı seçtik. Neticede bizim seçimimizi yaşadı, onun için pek de iyi olmadığını hissettirdi her zaman.
Neye ihtiyacımız olduğunu veya neyle mutlu olabileceğimizi netleştiremezsek birileri bizim yerimize seçimlerimizi yapar elbette. Başkalarının bizim adımıza karar vermesi; çok konforlu, beş yıldızlı bir otelde başın ağrımadan bir hafta tatil yapmak gibi gelir ilk başlarda. Bizim kriterlerimize uygun olmadığı için de sonrasında bize beş numara küçük veya beş numara büyük bir ayakkabının edebileceği eziyeti edebilir.
Bazen de sırf başkalarının şaşaalı hayatlarına özenip altından kalkamayacağımız seçimler yapabiliyoruz. Araba, sosyal yaşam, eş, arkadaş çevresi, meslek… Bizi ruhumuzdan uzaklaştıran yollara sapıyoruz. Bize medyadan pompalanan hayatları gördükçe duyduğumuz isteği ihtiyacımızmış gibi algılıyoruz. Yoksunluk hissimizle oynamayı çok iyi öğrenmişler. Bazıları ürün satmak, bazıları da satılan ürünlere ulaşabilmek için kazanç kapısı olarak kullanıyor bu hissimizi. Televizyon, her platformda paylaşılan videolar birbiriyle yarışıyor bu konuda. Ne kadar çok suistimal, o kadar çok para veya tıklanma. Seçim kaslarımız laçkalaştıkça laçkalaşıyor, gücümüz tükendiği için de zihnen yüklendiğimiz mecburiyetlerin peşinden gidiyoruz. Bir pazarlama nesnesi olduğumuzdan beri kim olduğumuzu da unuttuk. Ve şurası su götürmez bir gerçek ki asıl istenen de bu, seçim yapmakta zorlanmamız. Zorlandıkça, bocaladıkça bizi parmağında oynatan sistemin daha güzel oyuncağı olacağız. Zamanımız, paramız, esenliğimiz ve huzurumuz birilerinin iki dudağı arasından çıkan karara bakacak.
Sadece kişisel seçimlerimiz mi? Toplumumuz için önemli olan seçimlerde de ne yazık ki aynı yönlendirmelerle karar veriyoruz. Oturup düşünmek gerek, aslında seçtiklerimiz bizim seçtiklerimiz mi?
Sevgiler, saygılar…
SEÇMEYİ BİLMEK
Yayınlanma :
05.12.2024 08:33
Güncelleme
: 05.12.2024 08:33
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: