Sınırsız üretim, sınırsız tüketim. Kapitalizmi var eden sürekli kar etme hırsıdır. Elindeki malı, yüksek karla satması gerekir, düşük ücretle çok üretim, çok kardır amacı. Sinekten yağ çıkarır gibi, her fırsatı değerlendirir kapitalizm. Gölgesini satamadığı ağacı keser. Yüksek kar hırsı, yüksek üretim belirli bir zaman sonra mal birikimine, işte bu da sistemde bir çıkmaza neden olur, ortada çok mal, çok para, çok kar vardır ama tıkanan sistemde ürünü pazarlayacak ve bunları alacak kimse kalmamıştır. İşte burada devreye de sistemin diğer elemanları girer, kimi zaman bir savaştır bu, ki bunun adına emperyalizm denir, kimi zaman medyasıyla, empoze ettiği kültürle tüketim çılgınlığıdır bu. Emperyalizm uzun tahliller gerektiren ve çözümlemesi üzerine ciltlerce kitaplar yazılan, bugün hala tartışılar bir olgu. Tüketim çılgınlığı da benzer bir olgu ancak hiç değilse emperyalizm gibi direkt insanları öldüren bir durumda -şimdilik- değil.
Zaten artık konvansiyonel savaşlar da mecbur kalmadıkça yani sistem ciddi anlamda tıkanmadıkça çıkartılmıyor da bunun yerini ulusların kültürlerini ele geçirmek alıyor. Emperyalizmin ılımlı ve sinsi halini yaşıyoruz aslında: Kültür emperyalizmi. İşte tüketim çılgınlığı dediğimiz olgu da buradan türüyor. İhtiyacımız olmasa da bizi tüketime yönlendiren bir sistemin içinde debelenip duruyoruz. Televizyonları ile, gazeteleri ile, sosyal medyası ile sistem bizlere sürekli "satın almayı" empoze ediyor, bizleri birer tüketim aracı olarak görüyor. Bunu yaparken de ilk önce alıştırıyor, ilgimizi çekiyor, kültürel olarak taşları yerine oturtuyor, çoğu zaman bedava hizmetler sunuyor ve akabinde tüketim alışkanlıklarımızı değiştirip, avucunun içine alıyor bizi. Bize tek çare kalıyor, tüketime katılmak.
Mesela, hepimizin kullandığı youtube’a bakalım ya da Spotify gibi müzik uygulamalarına... İlk başta hepsi ücretsizdi, hayatımızın merkezine girdiler, bugün müzik dinlemek için başka alternatifimiz kalmadı. Kasetler, CDler tarih oldu, hem bu platformlar bize büyük kolaylık sağladı. İstediğimiz şarkıyı, videoyu istediğimiz ortamda, istediğimiz anda dinliyor ve izliyoruz. Peki şimdi durum ne peki? Bu uygulamalar paralı oldu. Evet bedava hizmet vermeye devam ettikleri kısımlar var belki ama bir şarkı dinlemek için onlarca reklam dinlemek zorunda bırakıyor ya da istediğimiz şarkıyı tercih etmemize izin vermiyor. Dolayısıyla ne oluyor? Aylık abonelik paketlerine bizleri üye yapıyorlar. Bu sadece işin en basit boyutu. Belki bizler için "küçük rakamlar" olan bu abonelik sistemlerini dünya nüfusu ile karşılaştırınca dönen paraların ne kadar olduğunu tahmin edersiniz diye düşünüyorum. Kapitalizmde bedava peynir her daim fare kapanındadır. Tüketim çılgınlığı öyle bir hal aldı ki, eskiden sadece “alo” demenin yeterli olduğu cep telefonlarımızı her sene yeni modelleriyle değiştirmenin bir zaruret olduğu hissini yaşamaya başladık. Evet, kapitalizmin “planlı eskitme” modeli de söz konusu, aldığımız elektronik eşyaların ömrü planlı bir şekilde az ve bizleri yeni ürün almaya mecbur kılıyor ancak öte yandan elimizde var olan cihazların yeni modelleri ile cezbedip, kampanyalarla, rol modellerle ilgimizi yeni ürünlere çekiyor. Bunun en son örneğini geçtiğimiz ay yaşadık. 11.11 kampanyaları, Kara Cumalar, Kasım fırsatları...
Mağazaların önünde kuyruklar oldu, insanlar sabahtan sıraya girdi. İhtiyacı olsa da olmasa da herkes bu alışveriş çılgınlığının pençesine düştü. Burada akla gelmesi gereken soru şu, fiyatlarında bu kadar indirim yapabilen firmalar, demek ki çok yüksek karlar elde ettiler bu zamana kadar ve düşük fiyatla satabilecekleri ürünleri bizlere fahiş fiyatlarla sattılar. Dampinglerin, indirimlerin başka bir açıklaması olamaz. Sistem kitleleri istediği gibi yönlendirip, manipüle edip, tüketim toplumu haline getirmeyi başardı. Demek ki istenildiği zaman ürünler düşük karla halka arz edilebiliyormuş. İşte bizim göremediğimiz ya da görmek istemediğimiz nokta da burası. Oysa ki elimizdeki “boykot” silahını kullanmayı öğrenebilsek ve bu konuda örgütlü, dirayetli olsak sadece sistemin belirlediği zamanlarda değil her zaman ürünleri gerçek fiyatları ile alabiliriz ve bizleri birer tüketim malzemesi olarak gören sistemin ezberini bozabiliriz. Elbette kapitalizm kendi sürekliliğini sağlamak adına yine alternatifler bulacak, boykot kırıcılığı muhakkak yapacaktır ancak bizlerin birer sirk hayvanı gibi onların gösterdiği hedefe uymayacağı, elimizin güçleneceği gerçeğini görmezden gelemeyiz.
Yorumlar
Kalan Karakter: