Geçtiğimiz günlerde yazdığım "En büyük tehlike: Metamfetamin" başlıklı yazının devamı niteliğinde bir yazı olacak bu. Evet, dışarıdaki en büyük tehlikelerin başında uyuşturucu sorunu geliyor. Özellikle gençler arasında ciddi bir sorun bu. Uyuşturucu yaşı ilkokullara kadar inmiş vaziyette ve salt polisiye tedbirler yeterli olmuyor. O yazıda biraz değinmeye çalışmıştım önlemlerle ilgili.
Topyekün bakılınca sorun sadece uyuşturucu değil tabii ki. İşsizlik, ekonomik koşullar, kültürel yozlaşma gibi durumların hepsi bir arada değerlendirildiğinde aslında sorunun sadece uyuşturucu olmadığını, hepsinin birbiri ile grift sorunlar olduğunu görebiliriz. İşsizlik bunalımı, ekonomik zorluklar gençlerin kaçışı uyuşturucuda bulmasına neden oluyor. Aynı şekilde uyuşturucu bir kaçışın yanı sıra ekonomik bir kazanım kapısı olarak da görülüyor. Kolay yoldan para kazanmanın yolu. Tüm bunlar değerlendirildiğinde nasıl bir tehlike ile karşı karşıya kaldığımızı görebiliriz. Gençler büyük bir umutsuzluk deryasında. Herkesin aklındaki tek şey kolay yoldan para kazanma. Yozlaşma o kadar iliklerimize işlemiş ki kolay yoldan para kazanmanın yollarına bakar olmuş herkes. Çünkü gençler maalesef şunu görüyor, okumak, emek vermek, düzgün hayatlar yaşamak bir kazanç elde etmiyor bu hayatta. Okuyanlar işsiz, emek verenler ucu ucuna geçiniyor. Bir kafede oturup kahve içmenin bile lüks sayıldığı bir dönemde, kolay yoldan para kazanmanın yollarını arayan gençlere kızmak gibi bir hakkımız olduğunu düşünmüyorum.
Emeğin değersizleştiği başka bir dönem yaşandı mı bu ülkede bilemiyorum ancak zenginin daha zengin, fakirin daha fakir olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu durum da ister istemez başka yollara sapılmasının önünü açıyor. Bir yanda iki top teptiği için milyon dolarlar kazananlar, fenomen oldukları için milyonlarla oynayanlar, Onlyfanslarda vücudunu pazarlayıp milyonlarla poz verenler, torba tutarak altlarına lüks arabalar çekenler ve daha niceleri gençleri cezbediyor. Sokağa çıkın, önünüze gelen gençlere sorun bakalım, okumanın, emek vermenin, dürüst, namuslu olmanın ileride kendilerine ne getireceği konusunu, alacağınız cevaplar bellidir. Bugün her gencin aklındaki ilk şey kolay yoldan para kazanmak. Çünkü emeğin değeri kalmadı artık. Gençlere çok fazla seçenek sunmuyor bu sistem. Ucuz işgücü olmakla olmamak arasında başkaca bir ihtimal maalesef yok. Ya bir market zincirinde tezgahtarlık ya bir merdivenaltı üretim merkezinde ucuz işgücü olmak ya da sokak başında torba tutup kolay yoldan para kazanmak, Tiktok'ta yozlaşmak, vücudunu pazarlamak gibi seçenekler sunuyor. Emeğin sömürüldüğü bir düzende, zenginin daha da zenginleştiği, beslenmenin, barınmanın, seyahat etmenin sınıfsallaştığı bir düzende gençlerimize umutlu bir gelecek sunamıyoruz. Ve sonra soruyoruz kendimize, neden suça sürüklenen bunca çocuk var, nasıl bu kadar öfkeli bir toplum olduk, çoluk çocuk elinde silahla nasıl ortalıkta suç üretiyor, bunca uyuşturucu batağında gencimiz neden var?
Sorun belli, sorunun kaynağı belli, biziz. Yozlaşan bizleriz. Toplum olarak eski dinamiklerimizi yitirdik. Komşuluk, kardeşlik, dostluk gibi kavramların yerini bireysellik aldı. Bu liberal sistemin bir getirisi ve bizim toplum yapımızı da fazlasıyla bozdu. Bizim gibi "doğu" toplumlarına özgü olan komşuluk, arkadaşlık ilişkilerini bitirdi. Herkes gemisini kurtaran kaptan modunda, etrafına faydasız, kendini kurtarma telaşında bireyler oldu. Kabul edelim, televizyonlarıyla, dizileriyle, adaletsizliğiyle, ekonomik kriziyle, uyuşturucu sorunuyla, Tiktok'uyla, futboluyla, magaziniyle büyük bir yozlaşmanın, çürümenin içindeyiz ve bunu engelleyecek hiçbir argümanımız yok elimizde. İktidar dini kullanarak bu sorunların çözüleceğine inandı ancak gördük ki dini eğitim de dini kullanmak da bu çürümeye engel değil. Aksine, dinden daha da soğuyan bir kitleye neden oldu bu durum. Çünkü gençler gördü ki dini kullananlar hep zengin, hep müteahhit ve onların çocukları da zengin, onların çevresi de bal tutmuş ve parmağını yalamış. O cenahtan olmayan gençler ise dirsek çürütmüş, okumuş ama en fazla bir zincir markette tezgahtar olmuş, ötesini hayal bile edememiş.
Öylesine büyük bir çöküş ve çürümenin içindeyiz ki bundan on yıl sonrasını tasavvur dahi edemiyoruz. Cezaevleri uyuşturucu suçuna bulaşmış gençlerle dolu, etrafımızda cezaevi hikayesi olmayan genç kalmamış, eline üç kuruş geçen gençler paralarını kolay yoldan zengin olma umuduyla sanal bahislere, kumara yatırır olmuş, uyuşturucuya bulaşanlar artık bunun torbacısı olur vaziyete gelmiş, umut bitmiş, öfke artmış, doğal olarak da şiddet artmış.
Peki çözüm ne? Çözüm umut olabilmek. Emeğin hak ettiği değeri görmesini sağlamak. Gençlerin gelecek kaygısını önlemek. Bir kahve içmenin bedelinin bir işçinin bir günlük çalışması olmamasını sağlamak. Bugün gençlerimiz kendilerini "genç" olarak bile hissetmiyorlar. Yaşlı gençlerimiz var. Tek derdi günü kurtarmak olan bir gençlikten bahsediyoruz artık. Mutsuz, umutsuz...
Ne zamanki gençlerin umudunu var ederiz, o vakit toplumsal çürüme durur, yozlaşma biter, şiddet azalır. Unutulmamalı ki ekonomik durum bilinci belirler, öfkeyi biler ve açlığın, umutsuzluğun insana yaptırmayacağı şey yoktur. Bugün yaşananlar, umutsuzluğun öfkesidir.
Yorumlar 1
Kalan Karakter: