Bazen öyle şeyler duyuyorum ki, şaşırmak bile az kalıyor. Sağ olsun, okuyucular sürekli yazılar ile ilgili eleştirilerini sunuyorlar, beğenilerini dile getiriyorlar, hepsine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Okunuyor olmak bir yazar için muhteşem bir duygudur. Bu bilgi alışverişi sürecinde de çokça istihbarat da geliyor tabii ki tarafımıza. İçlerinden gelen bilgileri araştırıp, detaylandırıp, bir süzgeçten geçirip yayınlıyoruz doğal olarak. Şimdi sizlere iki konudan bahsedeceğim ve maalesef ki bu iki konu da eğitim camiası ile ilgili. İlki ay başında kutlanan Engelliler Haftası ile ilgili, ikincisi bir okulda yaşanan "absürt" bir uygulama ile ilgili.
İlkinden bahsedeyim izninizle. Bildiğiniz üzere Engelliler Haftası ile ilgili çeşitli etkinlikler düzenlendi. Güzel çalışmalar, farkındalık sağlayan işler yapıldı. Emeği geçenlere teşekkürler. Engelliler bizim ülkemizde çok hak kaybı yaşıyorlar, buna özgürce kaldırımlarda gezememek de dahil. Şöyle sokağa çıkın, sağlam insanların bile kaldırımlardan yürümesi mümkün değil. Tezgahını atanlar, dükkanı kaldırıma katanlar, arabalarını park edenler vesaire... Engeli bulunmayan insanlar bile yürümekte güçlük çekerken, engelli kardeşlerimizin neler çektiğini düşünebiliyor musunuz? Bununla ilgili görev, farkındalık bilinci hepimize düşüyor ancak ilk etapta devletin bu konuda müdahil olması, yetkililerin bu aksaklıkları gidermesi gerekiyor.
Bu ayrı bir yazı konusu olarak ele alınacaktır hatta o yazıyı fotoğraflarla desteklemeyi de düşünüyorum.
Gelelim meseleye. Engelliler Haftası nedeniyle bir dizi etkinlik düzenlendi. Engellilik deyince aklımıza sadece bedensel engeller gelmemeli. Mesela Otizm de (her ne kadar ben bu şekilde olduğunu düşünmesem de) engellilik sıfatında yer alıyor. Bununla ilgili özel eğitim veren devlet ve özel kurumlar var. Geçtiğimiz günlerde otizmli bir çocuğumuzun velisi beni aradı ve sitemlerini dile getirdi. Neydi bu sitem? Öncelikle engelliler ile ilgili yapılan etkinliklerde engelli bireylerin hassasiyetlerinin göz ardı edildiği ile ilgili bir sitemdi bu, ikincisi ise engellilerin bir süs eşyası gibi sergilenmesi konusunda bir sitemdi. "Süs eşyası" tabirini ben kullandım çünkü arayan velinin tabiri daha onur kırıcıydı. Çünkü gerçekten öyle hissetmişti. Çocuğunun bir hayvanat bahçesindeymişçesine "sergilenmesinden" şikayetçiydi. Ayrıca, çocuğunun bulunduğu okulda bir müzik etkinliği düzenlendiğini, dışarıdan öğrenciler getirildiğini ancak kendi çocuğu da dahil diğer otizmli çocukların "müzik hassasiyetlerinin" bilinmesine rağmen etkinliğin düzenlendiğini, çocuğunun kulaklarını kapatarak bir kenarda adeta işkence çektiğine şahit olmak zorunda kaldığını ifade etti. Gerçekten bir veli için çok zor bir durum. Oysa ki, bu alanda uzmanlaşmış eğitimcilerin dikkat etmesi gereken hususlar bunlar. Ortada bir "özensizlik" olduğu ve tabiri caizse "günü kutlayalım da nasıl olursa olsun" mantığı ile hareket edildiği bir gerçek. Dileğimiz, bir dahaki etkinlikler için bu hassasiyetlerin dikkate alınması olacaktır.
Eğitim camiasını ilgilendiren bir diğer husus ile ilgili de yine bir velimiz beni aradı ve hem hak ihlaline neden olan hem de absürt bulunan konuyu dile getirdi.
Konu şu ki Atakum'da bulunan Mimar Sinan İlkokulu'nda normalde öğretmenler odasında bulunan fotokopi makinası, müdürün talimatı ile okuldaki engelliler tuvaletine, klozetin üzerine konmuş. Şimdi bu olayın neresinden tutarsak tutalım elimizde kalır. Engelli öğrenciler için ayrılmış olan tuvaletin iptal edilmesini mi eleştirelim, engelli öğrencilerin hak kaybını mı dile getirelim, öğretmenler odasında olması gereken makinanın hijyen koşulları tartışmalı bir yere konulmasını mı konuşalım, koskoca okulda konulacak başka bir yerin olmamasına mı şaşıralım? Ne yapalım? Gerçekten absürt bir olay ile karşı karşıyayız. Burada mesele sadece fotokopi makinasının yerinin değişmesi değil, özel bireylere ayrılmış olan bir alana tecavüz edilmesidir. Bu saygısızlık ve hak ihlalidir. Hele ki bunun bir eğitimci tarafından, eğitim yuvasında yapılıyor olması gerçekten şaşırma limitimizi aşan bir durum.
Farkında iseniz her iki olay da hem eğitim camiasını hem de engelli bireyleri ilgilendiren bir durum. Engellileri hayatın bu kadar dışında tutan bir anlayış mı hakim çevremizde? Gerçi sokaklardan bunun izini sürebiliriz, çok da uzağa gitmeye gerek yok. Şöyle bağlamak gerekir ki, hepimiz birer engelli adayıyız, sadece biz değil eşimiz, dostumuz, ana babamız, çocuklarımız birer engelli adayı. Verilen kararlarda bu gerçekliği hiçbir zaman unutmamalıyız diye düşünüyorum ve her iki olayla ilgili gerekli şeylerin yapılacağını umuyorum.
Yorumlar
Kalan Karakter: