Dünyanın "süper gücü" ABD'nin en kalabalık metropollerinden New York'ta gerçekleştirilen belediye seçimleri sonuçlandı. New York Seçim Kurulu verilerine göre, 2 milyonu aşkın seçmen sandık başına gitti; bu, son 50 yılın en yüksek belediye başkanlığı katılımı anlamına geliyor. Seçimlerin sonucunda 34 yaşındaki demokratik sosyalist Zohran Mamdani kentin ilk Müslüman, ilk Güney Asya kökenli ve ilk Afrika doğumlu belediye başkanı olarak tarihe geçti. Peki New York belediye seçimleri bize ne öğretir, buradan ne yorum yapabiliriz, gelin birlikte tartışalım...
Öncelikle New York belediyesini Demokrat Parti adayı Mamdani'nin kazanmasının tarihi bir zafer olmasının nedenlerine bakmak gerekli. Öyle ki, Mamdani Hristiyan bir ülkede, kapitalizm ve emperyalizmin kalesinde seçimi kazanan bir sosyalist Müslüman olmasının yanında iktidardaki Cumhuriyetçilere rağmen, Trump gibi "despot-diktatör" bir devlet başkanına karşı bu seçimi kazandı. Trump’un medyayı, devletin birtakım güçlerini kullanması da ters tepti ve seçimi Müslüman Sosyalist genç bir aday kazandı. Tabii bunda New York halkını ikna eden, onlara "başka bir dünyanın" mümkün olduğunu gösteren Mamdani'nin bireysel etkisi de var ancak ABD'deki sistem bizim gibi olmadığı için süreci biraz da tarihsel olarak okumakta fayda var.
ABD, kıta Avrupa'sından ayrılanların kurduğu "yeni" ve "toplama" bir ülke aslında. Siyasi birliğini sağlayıp bağımsızlık savaşını kazanmasıyla (tabi kime karşı, orası da ayrı bir tartışma konusu) ve ekonomik gücünün farkın varıp "yeni bir ulus" yaratılmasıyla birlikte ABD'de kimsenin dışına çıkamayacağı bir devlet sistemi oluşturuldu. ABD'nin "kurucu babaları" öyle bir sistem inşa ettiler ki, “Amerika” bütün ulusun önceliği oldu. Devletin iç ve dış politikası bir doğru üzerinde inşa edildi ve kim iktidara gelirse gelsin Amerikan halkının çıkarlarının aksine bir karar alamayacak şekilde dizayn edildi. Yani bugün ABD'de iktidara kim gelirse gelsin, belirli bir sistem ve o sisteme uyma zorunluluğu vardır. Peki nedir bu sistem? Devletin omurgasını oluşturan bürokrasi, eğitim, sağlık, savunma, iç ve dış politika gibi Amerikan halkının "çıkarlarının" ön planda tutulduğu dışarıya sızıntı vermeyen bir sistem. Yani bizlerin aslında yabancı olduğu sistem. Neden bize yabancı sorusuna gelirsek, bizim gibi "Orta Doğu" ülkelerinde devletlerin "omurgası" maalesef yok. İktidara kim gelirse kendi omurgasını, kendi sistemini oluşturmaya çalıştığı için sürekli yapboza dönen bir sistem karmaşası var. Yüz yıllık geçmişe sahip Türkiye Cumhuriyeti'nde kaç defa eğitim sistemi değişti? Kaç defa sağlık politikası değişti? Kaç defa iç politika değişti? Kaç defa dış politika değişti? Tarih orada duruyor, açıp bakalım. Düne kadar düşman olanlar dost, dost olanlar düşman olmadı mı iktidara gelenlerin politikasına göre?
Eğitim sistemi yapboza dönmedi mi? Bir dönem "seküler" eğitim verilirken, şimdi "dini" eğitime dönmedik mi? Dolayısıyla ABD gibi ülkelerin süper güç olmasında kapitalist ve emperyalist olmalarının, sömürgeci imparatorluklar olmalarının büyük etkisinin yanı sıra, değişmeyen ve kendi uluslarının çıkarlarını önceleyen politikalara sıkı sıkıya bağlı olmalarının da etkisi var. ABD'de bir dönemi Cumhuriyetçiler yönetir, bir dönemi Demokratlar... Ancak kim gelirse gelsin ülkenin eğitim sistemiyle, bürokratik düzeniyle, dış politikasıyla uğraşmaz. Aralarındaki fark sadece "ılımlılıktır." Yani Cumhuriyetçiler dış politikada daha "şahin" davranırken, Demokratlar daha "kuzu postindadır." ABD bir sistem ülkesidir bu anlamda ve kim gelirse gelsin iktidara, bu sistemden çıkmaz, çıkamaz da. Tarih hep böyle seyretmiştir.
Peki, New York'ta yaşanan bir "devrim" midir? Yani ABD'nin genel politikalarına ters düşen bir başkan mı seçildi? Hayır tabi. Seçilen Mamdani de mevcut sistemin dışına çıkmayacaktır, çıkamayacaktır ancak sistem içindeki açıklıkları kullanarak, kapitalizmin başkentinde elinden geldiğince sistem içi yamalarla demokratik adımlar atacaktır. Belki Mamdani devrim yapmamıştır ama Trump iktidarının kalbinde derin bir yara açmıştır. Mamdani ılımlı sosyalist yapısı ile New York'ta "sosyal demokrat" adımlar atacaktır, bundan şüphe yok ve bu adımlar ABD tarihine geçecektir. Burjuva demokrasisinin tüm nimetlerini sonuna kadar "halk" için kullanacaktır. Yaşam tarzı, siyasi duruşu, tarihi de bunu doğrular niteliktedir. Elbette ki Mamdani'den dünyaya savaş ihraç eden emperyalist Amerika'yı eleştirmesini, savaş politikalarına karşı çıkmasını beklemek mevcut ABD sistemi içerisinde hayal olur. Böyle bir beklenti olmasa dahi mevcut düzende Mamdani'nin mücadelesi, halkın ona karşı teveccühü aslında gösteriyor ki, dünyanın neresinde olursa olsun halkların "despotizme, diktatörlüğe, totaliterliğe" karşı bilinçlenmesi söz konusu. Bugün Trump’a karşı elde edilen bu zafer, salt Demokratların başarısı değil, daha iyi bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan, dil, din, renk ayrımının siyasi tercihlerinin önünde olduğunu açık seçik beyan eden Amerikan ulusunun başarısıdır.
Mamdani, kapitalist sistem içinde ne kadarını başarabilir bilemiyorum ancak arkasına milyonları alarak diktatoryal rejim içerisinde umut verici bir gedik açmıştır. Yaşı, dini, ırkı ile kapitalist ve emperyalist süper gücün en büyük şehrinin belediye başkanı seçilmiş ve "demokratik sosyalist" kimliği ile farkını ortaya koymuştur. Darısı, bizler gibi "sağdan" devşirme adaylarla "solculuk" oynayanların başına diyorum...
Yorumlar
Kalan Karakter: