El Salvador, Meksika, Kolombiya, Arjantin ve daha niceleri. Bu ülkelerin ortak noktaları çeteler. Bir diğer ortak noktaları ise yoksulluk. Uyuşturucu kartelleri, sokak çeteleri, mafya; ölümler, katliamlar...
Bu devletlerin bir diğer ortak noktası ise ülke içerisinde asayişi sağlayamamaları ve ortaya çıkan boşluğu çetelerin/kartellerin doldurması. Bunun en büyük sebeplerinden birisi devlet bürokrasisinin çetelerle iç içe geçmesi sayılabilir ancak en büyük etmen yoksulluk. Yoksulluğun getirdiği adaletsizlik ve bunun hem psikolojik hem maddi etkileri. Uyuşturucu kartellerinin, sokak çetelerinin palazlandığı bu ülkelerde adalet arayışının adresi de çeteler olmuştur. Yoksulluğun olduğu yerde çete örgütlenmeleri daha kolay zemin bulur. İnsanlar devletin otoritesine alternatif olarak gördükleri çetelere bel bağlarlar. Ülkedeki adaletsizliklerin hem sebebi hem de çaresi çeteler olmuştur bu ülkelerde. İşte bu süreçte benzer şeyleri bizler de yaşıyoruz tam anlamıyla olmasa da ama gidişat pek de iç açıcı değil. Türkiye de yavaş yavaş "çetelerden" medet umulan bir noktaya doğru gidiyor. Bunun en temel nedenlerinin başında da adaletsizlik ve tabii ki yine birçok sorunun temelini oluşturan yoksulluk geliyor. Yoksulluğun olduğu her yerde suçun üremesi de normaldir. Ülkemizde son yıllarda mafya/çete yapılanmasında büyük bir artış var. Öyle ki her ilin kendi mafyası var ve işin ilginç kısmı toplum da bu mafyalardan şikayetçi değil aksine onları kimi zaman bir umut kapısı olarak görüyor. Bunun en basit örneği Sedat Peker meselesidir. Son zamanlarda yaptığı çıkışlarla adeta politik bir önder haline de gelen Sedat Peker, aynı zamanda yaptığı yardımlarla da gündeme geliyor. Elbette Peker'in (kabul etmese de) mafya örgütlenmesi sadece sokaktaki tavrıyla değil sergilediği "duruş" ile de sempati topluyor. "Halkçı" mafya görüntüsü dikkat çekiyor. Öyle ki, birçok toplumsal açmazda, devletin çözüm bulamadığı sorunda insanlar çareyi Sedat Peker'den yardım istemekte buluyor. Bunun son örneği Rojin Karabaş meselesinde Peker'in cinayeti çözmeye yardımcı olacak kişiye 25 milyon TL ödül vereceğini açıklamasıdır. Devletin çöz(e)mediği bir cinayet iddiasına Sedat Peker müdahil oluyor ve halktan da büyük destek görüyor. Bir diğer örnek, eşi ve çocuğu terör saldırısında yaşamını yitiren bir astsubayın iki kişi tarafından sokak ortasında dövülmesi ve akabinde saldırgan iki kişinin vurulması ve ardından da bir "özür videosu" çekerek Sedat Peker'e de selam yollaması sayılabilir. Tabii Sedat Peker örneği her ne kadar toplum nezdinde "sempati" ile karşılaşsa da Peker harici yeni tip örgütlenmeler de palazlanmaya hatta devlete dahi meydan okumaya başladı bile.
Mesela son dönemlerde isimlerini çokça duyduğumuz Daltonlar, Casperlar gibi çete örgütlenmeleri dikkat çekiyor. Bu örgütlenmeler kendi "adaletlerini" sağlama konusunda adeta birbiri ile yarışıyor. Tabii bu örgütlenmelerin hatrı sayılır derecede taraftarı da var. İnsan kaynağı konusunda hiç zorluk çekmiyorlar. Nereden sağlanıyor peki bu kaynak? Varoş mahallelerden, işsiz çocuklardan devşiriliyor. Yoksullukla abat olan bünyeler "insan olmayı", "saygı görmeyi", "cebine para girmesini" bu çetelerle hareket etmeye borçlu sayıyor kendini ve bedeniyle, aklıyla, her şeyiyle kendini teslim ediyor.
Bir sistemde boşluk varsa, o boşluğu bir başkası hemen tamamlar. Muhalefetin, kendisine "ilerici" diyen yapıların yaşam bulamadığı, özne olamadığı yerlerde, var olan potansiyeli suç amaçlı örgütler gayet rahat bir şekilde kullanır ve kullanıyor. Kimse darılmasın, gücenmesin ama mahallelerde yoksunuz ey dostlar. Oradaki çelişkileri göremiyorsunuz, bilemiyorsunuz, yaşamıyorsunuz. Dolayısıyla cam fanuslarda birbirlerinizi gazlamaktan, birbirlerinize motivasyon konuşmaları yapmaktan öteye gidemiyorsunuz. Mahalleler çetelerin kontrolünde, gençler bu çetelerde olmaktan "gurur" duyar vaziyette ve bu çetelere karşı ciddi bir aidiyet hisleri var. Mahalleye sizler girmezseniz, çeteler girer, mahalleye sizler umut olmaz iseniz, çeteler olur, mahallelerde özne olmazsanız, çeteler bunu sahiplenir. Salt mahalle düzeyinde değil, her anlamda toplumun adalet hissiyatının karşılığı maalesef ki mafyanın eline düşmüş durumda ve bu durum artık yadırganmayan bir hal almış vaziyette. Evet, belki bir El Salvador olmayız, bir Meksika kartel savaşlarını yaşamayız ancak birçok gencimizin umudunu, yaşamını, hayallerini mafyadan medet umar hale getiririz. Bu da tehlikeli bir boyut demektir. Toplumsal beklentimiz adalete olan inancın sarsılmamasıdır. Bu sağlanırsa, adaletsizlik hissi ortadan kalkarsa insanlar da başka yerlerden medet ummayacaktır. Aslında kendi ellerimizle var ettiğimiz bu mafya/çete ilişkilerini sonlandırmak da yine bizim elimizde. Çözüm ne polisiye ne hapisle. Çözüm adaletli, demokratik, ahlaklı düzende.
Yorumlar
Kalan Karakter: