Güzellik…
Ah o sonsuz arayış!
Aynaya her baktığımızda “bir tık daha iyi görünsem yeter” diyoruz ya, işte o “bir tık”, zamanla bir tencere fondötene dönüşebiliyor. Sonuç? Cilt, sesini duyurmak için isyan bayrağını çekiyor.
Fazla makyaj deyip geçmeyelim. Her şeyin fazlası zarar; hele ki cildin nefes almasına engelse…
Bilimsel olarak konuşmak gerekirse:
Cildimiz sadece bir örtü değil, vücudun en büyük organı. Gözeneklerden nefes alır, toksinleri dışarı atar, kendini yeniler. Ama üst üste kat kat sürülen fondöten, pudra, kapatıcı… bu doğal dengeyi bozar. Gözenekler tıkanır, sebum dengesi şaşar, bakteri üretimi artar. “Akne vulgaris” yani bildiğimiz sivilce, tam da bu yüzden sahneye çıkar.
Hatta bazı makyaj malzemelerinde yer alan paraben, ftalat, silikon gibi maddeler uzun vadede cilt bariyerini yıpratır. Cilt kurur, pul pul olur. Sonra da “Nemlendiricim neden işe yaramıyor?” diye düşünürüz. Çünkü bazen, cilt değil, yükü ağır olan makyaj çantasının altında ezilen biz oluruz.
Ama burası “makyajsız yaşanmaz” köşesi değil.
Makyaj güzeldir, ifade özgürlüğüdür, kendini iyi hissetme sebebidir. Ancak güzellik, nefes alan bir ciltle başlar.
Biraz daha sade, biraz daha az…
Kapatıcıyı sürmeden önce kapatmaya çalıştığın şeyin neden oluştuğuna bakmayı dene.
Belki cildin sadece biraz dinlenmek istiyordur.
Güzellik, bir filtreden ya da kontür paletinden ibaret değil.
Cildinle barıştığında, sadece aynaya değil…
İnsanların kalbine de daha pürüzsüz yansırsın.
Yorumlar
Kalan Karakter: