Her şey sabah aynaya bakmakla başlıyor.
O aynaya, kaç yaşında olursak olalım, hep bir beklentiyle bakıyoruz.
“Bugün daha iyi görünüyor muyum?”
“Şu çizgiler ne zaman bu kadar belirginleşti?”
“Acaba şu filtredeki halime yaklaşmış mıyım?”
Kendimizle baş başa kaldığımız o birkaç saniyede, acımasız bir jüriye dönüşüyoruz.
Kimse bize bir şey demese bile, biz kendimize binlerce şey söylüyoruz:
“Göbeğim yine çıkmış.”
“Burnum yamuk sanki.”
“Bu saç ne böyle, sanki fırçalanmamış gibi.”
Ve gün başlamadan kendimize savaş açıyoruz.
***
Bize yıllarca hep aynı hikâyeyi anlattılar:
Güzel kadın zayıf olurdu.
Tenin porselen gibi, kaşın düzgün kaviste, gülüşün küçük ve edepli olmalıydı.
Güzel kadın konuşmazdı fazla. Nazikti ama sessiz.
Ve en güzeli hep başkasıydı.
Bu hikâyeyi o kadar çok dinledik ki…
Zamanla gerçek sandık.
Ve bedenimizi, yüzümüzü, sesimizi o kalıba sokmaya çalıştık.
Dudaklarımızı şişirdik, midemizi çektirdik, saçımızı uzattık, kaşımızı incelttik, sonra kalınlaştırdık, sonra tekrar incelttik.
Modaya göre şekil aldık.
Ama içimiz?
İçimiz hep yorgun kaldı.
Çünkü kimse bize şunu söylemedi:
Güzellik bir beden meselesi değil, bir ruh hâlidir.
İyi kalpli olmak, adil olmak, yardımsever olmak, güçlü olmak, kendi yolunu çizmek, hayır diyebilmek, bir başka kadının elini tutabilmek…
İşte asıl güzellik orada başlıyor.
***
Bir kadın kendini olduğu gibi güzel bulduğunda, sistemin çarkı durur.
Çünkü artık ona krem satamazsın.
Filtre satamazsın.
Estetik vaat edemezsin.
Çünkü o kadın, artık aynaya değil; gözlerinin içindeki ışığa bakar.
Kendini güzel bulmak bir isyandır.
Sessiz bir devrimdir.
Dünyanın senden memnun olmasına değil, senin kendinden memnun olmana dayanır.
***
Bazen çok yoruluyoruz.
Çünkü hem güzel olmalıyız, hem başarılı.
Hem anne, hem sevgili.
Hem güçlü, hem zarif.
Hem “asla pes etmeyen kadın”, hem de “fazla abartmasan iyi olur” diyen seslere uyan bir kadın…
Yorulmak hakkımız. Ama kendimizi unutmak değil.
Güzellik bazen makyajsız bir yüzdür.
Bazen ağlamaktan kızarmış gözlerdir.
Bazen çatlayan dudaklara rağmen anlatmaktan vazgeçmemektir.
Bazen “yeter artık” diyebilmektir.
***
O yüzden kadın, güzelliğini ararken önce yavaşla.
Gözlerini kapa.
Ve şunu sor kendine:
Ben en çok ne zaman parlıyorum?
Belki çocuklarını öperken.
Belki yazarken.
Belki yürürken.
Belki dans ederken.
İşte orada güzelsin.
Ve bu güzellik asla dışarıdan alınmaz.
***
Artık kendine başka bir hikâye anlat.
Kendi kahramanın sensin.
Güzellik senin sesinde, bakışında, sabrında, inadında, direnişinde.
Ve her sabah o aynaya tekrar bak.
Ama bu kez kendine değil; içindeki kadına selam ver.
Çünkü o, bu zamana kadar her şeye rağmen ayakta kaldı.
Ve hâlâ çok ama çok güzel.
Yorumlar
Kalan Karakter: