“Zaman” dediğimiz şey, aslında hâlâ aynı: 24 saat. Ne eksildi ne arttı.
Ama bizim telaşımız? Her geçen yıl biraz daha büyüyor.
Sanki günler küçüldü, saatler kısaldı, dakikalar inadına bizden kaçıyor.
Eskiden insanlar sabah kalkar, tarlaya gider, güneş batınca evine dönerdi.
Kimse “toplantıya yetişemedim” diye kahrolmazdı, “trafikte kaldım” diye sinirden dişlerini sıkmazdı.
Şimdi ise şehir hayatında herkes kronometreyle yarışıyor.
Sabah işe gitmek için evden çıkan birinin, daha kapıdan çıkar çıkmaz “geciktim” demesi boşuna değil.
Modern Telaşın Anatomisi
Metroya yetiş, otobüse koş, çocuk servisini kaçırma, raporu yetiştir, patronu bekletme, faturayı yatır, markete uğra…
Hepsi bir günün içine sığdırılmak isteniyor.
O yüzden modern insanın ruh hâli hep aynı: “Yetişemedim!”
Trafik, zamanın en büyük hırsızı. Arabada geçen saatler, aslında hayatımızdan çalınan sessiz ömür dilimleri.
Mesailer de cabası. Çalışma saatleri kısaltıldı deniyor ama aslında eve taşındı.
Eskiden iş çıkışı eve gelince kapı kapanır, mesai biterdi. Şimdi WhatsApp grubundan “küçük bir şey sorabilir miyim?” diye gelen mesaj, gece yarısını bile mesaiye çeviriyor.
Sosyal Medya Tuzağı
Bir de sosyal medya var…
Zamanı yetiştirememekten şikâyet eden milyonlarca insan, aynı anda saatlerini TikTok’ta dans eden kedilere ya da Instagram’da kahve köpüğüne bakarak harcıyor.
Dakikaları kurtarmak için teknoloji üreten insanlık, dakikalarını kaybetmek için yine teknolojiye teslim oluyor.
Çocuklar ve “Yavaşlık”
En büyük trajedi ise çocuklarda gizli.
Çocuklar yavaş hareket eder: Oyuncağını seçmek 10 dakika, ayakkabısını giymek 15 dakika…
Biz yetişkinler hemen kızarız: “Çabuk ol, zaman yok!”
Ama aslında zamanın olmadığı bizde; onların yavaşlığında saklı bir huzur var.
Biz koşarken onlar duruyor. Ve belki de zamanın gerçek sahibi onlar.
Çözüm?
Zamanı yakalayamayacağımız kesin. 24 saat hep aynı kalacak, biz ise hep koşturmaya devam edeceğiz.
Ama belki de çözüm, “yetişemedim” demeyi kabullenmek.
Her şeye yetişilmez. Trafiğe, patrona, faturaya, hayata… Ama belki bir kahve molasına, bir dost sohbetine, bir çocuk gülüşüne yetişebiliriz.
Çünkü bir gün, hayatımıza dönüp baktığımızda; “raporu yetiştirmiştim” değil, “o gün kızımın kahkahasına yetişebilmiştim” diye hatırlayacağız.
Yorumlar
Kalan Karakter: