Çoğu zaman zordur gemileri yakmak, var olanı yıkıp yeniden yapmak. O ilk adım, o ilk karar zorlar hepimizi. Kötülerin kazanmasının sebebi de budur hep; hedefe doğru yollanacak ilk kurşun çıkmaz ağızlardan. Dünyanın bu kadar zor bir yer olmasının sebebini yıllar yılı düşünüyoruz, bir sonuca varamadık henüz. Oysa besbelli işte: Kıpırtısız kalmamız. Uzun zaman da bu vaziyette kalacağız gibi görünüyor. Birkaç kişinin kendini paralarcasına ortalara çıkıp uyarılarda bulunması da pek işlemiyor içimize; zira korkudan kirpi gibi tostop olduk. Kaplumbağa mı demeliydik? Zira, kirpi bir süre sonra gevşer ve normal haline dönebilir. Bizim durumumuzu en iyi kaplumbağa örnekliyor sanırım. Kendi kabuğumuza çekildik, sel mi gelecek, yangın mı çıkacak bekliyoruz çaresizce. Sanki gelse bize zarar vermeyecekmiş gibi görmemeyi yeğliyoruz; hatta duymamayı ve mümkünse hiçbir şekilde dillendirmemeyi. Eee, bizler de haksız sayılmayız. Gölge cisminden, sahte gerçeğinden, yalancı dürüstten ayrılamaz oldu. Öyle bir çağda yaşıyoruz ki gerçek düşmanlarımız kim bilemiyoruz. Şöyle yiğitçe meydana çıkıp dövüşmüyorlar, niyetlerini açıkça belli etmiyorlar. İnsanla ilgili her türlü bilgiyi hatmetmek zorunda hissettiğimizden kişisel şeycilere bizi muhtaç kıldı kader. Onun çarklarında öğütülmemek için neler neler alıp okumuyoruz ki? Vakti zamanında ben de sıkça yapıyordum. Bir de baktım hiçbir işe yaramıyor. Kitap diye kütük kütük yığıyorlar, tomarlarca para sayıyor insanlar yine bir şey olduğu yok. Çünkü bunları yazanların çoğu uzman olmadığı gibi kendine de bir hayırları dokunmamış. (Bir şeyler başarmış ve insanlara bu konuda bilgiler sunanları ayrı tutuyorum.) Bakıyorsun; adam bir sürü işte çuvalladığı halde sonunda konuşmacı olmuş yahut “Yaşam Koçu”. Kimsecikler de çıkıp “Koçum ne başardın bize bir anlat!” demiyor zati alilerine. Psikoloji dersen o da bize sırtını dönmüş. Siyasetten hiç medet ummuyoruz zaten.
Bunca konforun bunca teknolojinin içinde biz neden birbirimize bu şekilde dolandık acaba? Nerede yanlış yaptık? İlk taşı anlımıza ne zaman yedik? Büyük ihtimalle ilk aymazlığımız kimlik numarası verilmesini hiçbir tartışmaya açmadan kabullenmekti. Çünkü bizi ürün haline getirmelerinin, insanlığımızı elimizden almalarının ilk adımıydı. Barkotlu piliçlerden ne farkımız var artık? “Kardeşim, ne numarası, nasıl bir numara dönüyor?” diyemedik, sorgulayamadık. Hepimiz bir numaradan, kolaycacık ele geçirilen bir sayıdan ibaretiz artık, insandan çok numarayız. Hem feyz aldıkları hem de bizi korkuyla hipnotize ettikleri yer distopik filmler ve romanlar. Geleceğin karanlık dünyasını izlete izlete bunun olağanlığını kabul ettirdiler bize çok şükür. İçimizdeki korkuyu körükledikçe körüklediler, ölümü gösterip sıtmaya razı ettiler bizi. Eskiden en azından hislerimizi sorgulardık, “Böyle hissetmeme sebep olan kim veya ne?” diye. Şimdi hepimiz ruhlarımızı dondurduk, tüm felaketleri tebessümle izleyebiliyoruz. Mesela geçenlerde; daha çok yapay zekâ reklamı gibi görünen bir ticari kurum reklamı yayınlandı. Minicik bir kız çocuğu, kucağında tabletiyle uykuya dalmaya çalışıyor ve aklına takılan bir soruyu yapay zekaya soruyor. Yapay zekâ da büyük bir şefkatle onu yanıtlıyor. Annesi babası yok yanında, yapay zekayla baş başa, adeta onun biricik dostu. Görüntüler geçiyor, sözüm ona milli duygular vurgulanıyor, minik kızın baş ucunda yapay zekâ. Bu reklamın senaryosunu yazan arkadaşların belki kötü bir niyetleri yoktur, belki de dikkat çekmek için yapmışlardır. Ama zihinlere yerleştirdiği şey çok korkunç, keşke farkına varabilselerdi. Birilerinin maşası oluyorlar ve “Çocuklarınızı yapay zekaya teslim etmek güvenlidir, onları yapay zekanın kollarına bırakın.”, “Yapay zekâ iyidir.”, “Yapay zekâ şefkatlidir.”, “Yapay zekâ sizlerin yapamadığınızı çocuğunuz için yapabilir.” düşüncelerini alttan alta zihinlere yerleştiriyorlar. Okullar açılıyorken çevremde konuşulan en önemli şeylerden biri de yapay zekâ asistanlarının çocuklar için çok öğretici olabileceği. Daha önce yavrularımızın alınlarına takılmış bantlarla zihinleri okuyan, sözüm ona eğitim materyallerinden ve bunların cayır cayır satıldığından bahsetmiştim. Şimdi de tüm eğitimi böyle bir sisteme yüklemenin ön anıştırmasını yapıyorlar. İşte bu reklamlar farkında olmadan tüm bu işgali de normalleştirmiş oluyor.
Sızlanıp duruyoruz, yapılması gereken ne? Anlaşıldı ki çocuklarımızın ellerinden bu cihazları alacak tek kişi bizleriz. Bir başımızayız. Kimsenin teknolojinin kötü etkilerinden çocuklarımızı korumak için bir adım atacağı yok. Çocuklarımızın zihinlerini onların ellerine teslim etmekte bir beis görmüyoruz; ama bunun faturasını çok uzak olmayan bir tarihte çok acı bir şekilde ödeyeceğiz. Makinelere bu kadar yetki verirken bu zımpırtıların kontrolünün kötü niyetli insanların eline geçmeyeceğini farz ediyoruz. Basiretimiz bağlandı, görüş açımızı kaybettik. Bizi şekere, zehir saçan paketli gıdalara alıştırdıkları gibi teknolojiye de alıştırdılar. Asıl sorun da bu bana kalırsa, çocuklarımızı geri çekemiyoruz; çünkü bizler bağımlı olduğumuz için onlar da bağımlı. Demek ki yapılması gereken en önemli iş biz yetişkinlerin çağın vebası teknolojiden birazcık uzak kalabilmesi ya da en azından onu sadece gerektiğinde kullanması.
Sevgiler, saygılar…
Biz yapmalıyız!
Yayınlanma :
08.09.2025 08:02
Güncelleme
: 08.09.2025 08:02
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: