Modern hayatın insanlığa attığı en büyük kazıklardan biri “düşman korkusu”nu herkesin zerrelerine kadar işlemeyi başarmış olması. Bu korku sayesinde bir hokus pokus yapar gibi istedikleri zamana, istedikleri yere ve istedikleri topluma hâkim olabiliyorlar. Sadece korku kültürü yaratmakla kalmıyorlar, o korkunun arkasında aşamayacağımız güçlerin olduğunu da alttan alta (bilinç altı) vurgulayıp bir güzel perçinliyorlar zihinlerimize. Dozajı artırmak için de çok basit bir yöntemi kullanıyorlar: Küçük bir çocuğun elinden bir cisim almak istediğinizde ona başka bir şey uzatır ve dikkatini dağıtırsınız. Etrafımızda olan biteni (gerçek düşmanın onlar olduğunu) görmeyelim diye elimize tutuşturdukları cihazlarla tüm dikkatimizi dağıtıyorlar. İçi bomboş videoları izlerken hangi korkuların ardından sürüklendiğimizi kaçırıyoruz, karar verme mekanizmamız da zarar gördüğünden zihnen (gerçekten olmayan) düşmanların avucuna düşmüş gibi hissediyoruz ve mücadele gücümüzü tamamen yitirmiş kitleler haline geliyoruz.
Peki “düşman” kim? Önce düşmanı tanımlamakla başlayalım, TDK’nın sözlüğünün üstüne otorite tanımadan. İlk maddeye bakalım, diğer maddeleri es geçelim: “Birinin kötülüğünü isteyen, ondan nefret eden, ona zarar vermeye çalışan kimse; yağı, hasım, husumetli, dost karşıtı.” (Sözcüklerin sihirli olduğunun ve kitaplar dolusu düşüncenin tek bir sözcükle anlatılabileceğinin en güzel örneği böyle tanımlamalardır.) Birinin bize düşman olduğunu nereden anlayabileceğimizi bundan daha iyi tespit eden bir cümle daha olamaz. Hayatın içinde ilerlemek, yıkılmamak, yanlış insanları karşımıza almamak ve gözümüze sokulan düşman korkusunun gerçek olup olmadığını anlayabilmek için düşmanlarımızı görünür kılmalıyız. Öyle bir yüzyılda yaşıyoruz ki düşmanlar dost kılığına girdiğinden işimiz bir hayli güçleşti. Duydukları nefretleri gizli tebessümlerin altına saklayabiliyorlar, bizi kendi çıkarları için yolumuzdan döndürürken “Ben senin iyiliğini düşünüyorum.” diyebiliyorlar, arkamızdan bıçaklarken yakaladığımızda rahatlıkla hedef şaşırtabiliyorlar. Çok becerikliler, çok. Onların en büyük yardımcıları da “kişisel gelişim” adı altında yayımlanıp bazıları insanlara şeytana pabucunu ters giydirecek türden kitaplar. “İstediğin kişiye şu kadar dakikada şunu nasıl yaptırırsın” türünden, genelde satış uzmanları tarafından kaleme alınan şaheserler. Böyle bir eğitimden geçmiş insan ne yapmaz ki? Ortalarda bunca kendini yetiştirmiş uyanık varken nasıl tanıyacağız düşmanlarımızı? Gayet basit, gözlerimizi birazcık açık tutmak yeterli onları tek tek yakalamaya. Bir insan, siz iyi olduğunuzda, bir iş başardığınızda, ondan bir adım öteye geçtiğinizde sizin adınıza mutlu olamıyorsa, gözlerini kısıp yüzünü buruşturuyorsa o sizin potansiyel düşmanınız olabilir; takibe almanız gerekebilir.
Kendilerini ilk aşamada ele veren, kontrolsüz bir grup var ki onları yakalamak biraz daha kolay. Şakacıktan takılıyor görünerek ellerine geçen her fırsatta bize yakıştırmalar yapan, ad takanlar… Elinizden bir bardak düşürürsünüz “sakar” damgası yersiniz, yapılan bir haksızlığa karşı direnirsiniz “ortalık karıştırıcı” olursunuz. Doğrudan yüzleştiğinizde de hemen “Aman şaka yaptım, şakadan da anlamıyorsun.” derler. Bir fikir ortaya atarsınız dalga geçer, sizi beğenmez; ama yeni bir sayı alabilmek için hep yakınınızda olma ihtiyacı hisseder. Uzak durmak lazım böylelerinden; çünkü farkında olmasak da bize yapılan bir nevi “itibar suikasti”dir. En tehlikelileri de kulis yapıp sizi kökten imha etmeye çalışanlardır. Sürekli ardınızdan konuşurlar, dedikodunuzu yaparlar. Hatta işi iftiraya götürürler ki konumunuzu kaybedin, sürüm sürüm sürünün de onlar kendilerini iyi hissetsinler. Bayılırlar insanların bu şekilde ayaklarını kaydırmaya. Hatta iş hayatında bunu rekabet olarak görenler ve utanmadan “Bunlara dayanamıyorsan çalışma hayatında işin zor.” diyenler bile var. (Sizler gibi ben de çok karşılaştım da oradan biliyorum.)
Herkesin düşmanlarını enselemek için kullandığı daha nice yöntemler vardır, onlarla (özellikle bağrımıza yapışan) düşmanlarımızı belirledikten sonra ikinci önemli tavrımız da onların bize olan davranışlarının düzeleceğini ummamak olmalı. Size bir kez kasıtlı olarak zarar veren, onu bir kez daha bağışlarsanız aynı zararı tekrar verir. (Farkında olmadan yapılanlara bir diyeceğimiz olamaz tabi.) Çünkü pusulası hep kendi çıkarına dönük olanların pişmanlık butonu eksik maalesef. Biz bu ve buna yakın bilgilerle insanların dost mu düşman mı olduğunu rahatlıkla tespit edebiliriz. Birilerinin yarattığı sahte düşmanlarla onların çektiği yerlere gitmemize hiç gerek yok. Yine o birilerinin bizi böldüğü cephelere bölünmemize de gerek yok. Hayvanlar aleminde bile her hayvan kendisine düşman olanı çok iyi tanıyacak güdülere sahipken akıl sahibi bizler neden başkalarının bize hedef gösterdiklerini düşman belleyelim? Bizim kendi aklımız yok mu?
Sevgiler, saygılar…
DÜŞMANINI TANIMAK
Yayınlanma :
18.11.2024 08:37
Güncelleme
: 18.11.2024 08:37
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: