Son dönemlerde eğitim adı altında her mecrada bir sürü kurs reklamı görmeye başladık. Maşallah, yok yok! Nefes terapisinden tutun da çeşitli dizilimlere kadar…Üstelik de çoğu eğitici eğitimi, yani bu eğitimi alanların eğitici olup paraya para demeyeceği de garanti ediliyor. Bu tür eğitimlerin faydalı olanla olmayanlarını ayırmak da neredeyse ayrı bir eğitime tabi olmayı gerektiriyor. Çoğaldıkça çoğalıyor, yan kollara ayrılıyor; her geçen gün yeni sürümleri çıkıyor. İnsanın aklına “Bunların ne kadarı denetleniyor?” diye bir soru takılıyor. Zira işi neredeyse “Hamsinin kılçığı nasıl ayıklanır?” şekline döndürmüş durumdalar. Vatandaşlarımıza vaat ediyorlar, onlar da bin bir umutla söylenen meblağı bir şekilde bir araya getirip parayı yatırıyorlar bu kurslara.
Bu tip eğitimleri araştırırken öyle bir şeyle karşılaştım ki hala dehşet içindeyim. (Daha önceden bilen veya rastlayan varsa lütfen dijital cehaletimi bağışlasın.) Doğrudan firmanın ve eğitimin adını vermeden anlatmak istiyorum, adına “zihin uygulaması” diyelim. “Zihin uygulayıcısı olun, mesleğinizde fark yaratın!” sloganıyla ortaya çıkmışlar. Uygulayıcı olabileceklerin listesini vermişler: Eğitim kurumları, öğretmenler, psikologlar, rehber öğretmenler, sertifikalı yaşam koçları…Uygulayıcı olabilmeniz için size bir günlük bir eğitimle; dikkat sorunu olan, bilişsel yeteneklerini geliştirmek isteyen, çoğunlukla çocukların bazen de Alzheimer hastalarının, stres yönetiminde de tüm yaş gruplarının faydalanacağı, kafanın etrafını fırdolayı çeviren ve asıl kısmı alnın üzerinde duran bir cihazın nasıl kullanılacağı ile ilgili bilgiler veriliyor. Asıl bomba ise şu: Bu cihaz bir programla birlikte kullanılıyor (Singapur asıllı bir şirket tarafından geliştirilmiş, zaten cihaz da onlar tarafından üretilmiş.) ve programı tablete yüklüyorsunuz. Eğitilecek kişinin zihni tabletteki programla senkronize oluyor. Yani başına o cihaz takılan kişi tablete elini bile sürmeden zihniyle programı kontrol ediyor. Verilen eğitim de bunun nasıl yaptırılacağıyla ilgili. Yani telepatik yöntemle oyunlar ve alıştırmalar yaptırılıyor cihazı kullanan kişilere.
Reklamlarını görünce ben de inanamadım ve arayıp bilgi aldım. Gururla teyit ettiler ki “Cihaz beyin dalgalarını okuyormuş. Bluetooth aracılığıyla uygulamaya bu beyin dalgaları (EEG sinyalleri) aktarılıyor ve uygulamayla insan zihni bu şekilde eşleşiyormuş. Hatta zihinsel durumların algılanması söz konusuymuş, makine öğrenimi algoritmaları kişinin beyin dalgalarına göre zihinsel durumlarını yakalayıp ardından oyun içindeki çeşitli zorlukları yönetiyormuş.”
Başka bir ülkeden ithal edilmiş bir teknolojinin bizim hekimlerimizin onayı olmadan her yaştan insanımızın ve çocuklarımızın zihinlerine ulaşıp işlemler yapmasını birazcık tuhaf bulan yok mu? Bizler küçücük bir lokmayı ağzımıza atıp yerken içindeki katkı maddelerinin sağlığımıza zararlı olup olmadığını düşünürken en sevdiklerimizin zihinlerini denetimden geçmemiş bir cihaza bırakıp sevinçle “Evet, işte bu!” mu diyeceğiz? Bundan yaklaşık yirmi yıl önce izlediğim “Alacakaranlık Kuşağı”na benzer bir dizi filmin bir bölümünde neredeyse buna tıpa tıp benzeyen bir cihaz baş roldeydi. İnsanları aptallaştırarak kontrol etmek için beyin dalgalarını böyle bir cihazla bozuyorlardı, cihazı çıkarmak yasaktı ve insanlar robotlar gibi mekanik bir hayatın içine gömülmüşlerdi. Cihazı ilk gördüğümde o aklıma geldi; aklıma gelince de bir sürü soru yanıp söndü zihnimde: “Böyle bir teknolojinin bu kadar serbestçe kullanılmasına izin verilmesinin altında insanlığı başka bir şeye alıştırmak mı yatıyor?” “Bizim kullanımımıza bu kadarı açılan bir teknolojinin bilinmeyen kısmında neler saklı olabilir? (Malum aliniz hayatımızı kolaylaştıran ne kadar dijital cihaz varsa hemen hepsi savunma sanayinin yan ürünü.)” “Bu teknolojinin ardında kimler var ve asıl çıkarları ne?” İşi daha da derinleştirirsek şöyle bir soru da akla gelebilir: “Küçücük bir cihaz beyin sinyallerimize ulaşıp bir makineyle bizi senkronize edebiliyorsa zihinlerimize başka şekilde el atılması mümkün mü?”
Artık bambaşka bir çağa girdik. Savaşlar topla tüfekle yapılıyor gibi görünüyor; asıl savaşı bizim zihnimizin içine çoktan soktular. Bizler cep telefonlarının olumsuz etkisiyle uğraşmaya çalışırken sanal gerçeklik gözlükleri, ardından da bu sihirli kafa çemberi çıktı karşımıza. Pazarlamasını yapanların “Neden çocuklar bu cihazı kullanmayı kabul etsinler?” sorusuna verdiği yanıt tüyler ürpertici: “Zihniyle ekrandakileri yönetebildiğini gören çocuklarda bağımlılık demeyelim de bir bağlılık yaratıyor.” Adamcağız haklı, çağımız “itilmiş yalnızlıklara” mahkûm olduğumuz bir çağ. İnsanoğlu kendi yüreği dışında her yere sığınma zafiyeti yaşıyor; çünkü toplumsal bağlarımızı yavaş yavaş çürütüyorlar.
En büyük savunmamız olan “El-beyin koordinasyonu” kalemiz kalmıştı bir tek, onu da bu tür cihazlarla yok edip bizleri “makine öğrenmesi”nin içine hapsedecekler anlaşılan. Peki bizler buna izin verecek miyiz? Çocuklarımızın, yaşlılarımızın ve çeşitli sorunlar taşıyan insanlarımızın kafasına; güya onların iyiliği için böyle bir cihaz takıp zihinlerinin tüm kıvrımlarına hiç tanımadığımız ellerin girmesine müsaade edecek miyiz?
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: