Yeni eğitim öğretim yılı tüm çocuklarımıza ve ailelerine hayırlı, uğurlu olsun. Onlar bu dünyanın en temel ve kutsal gereksinimini sağlamaya çalışıyorlar. Öğrenmenin ne kadar ulvi bir görev olduğunu günün henüz doğmadığı saatlerde, minicik çocuklarımızın ışığa koşar gibi okullarına koştuğunu görünce anlıyoruz.
Tatlı uykularından feragat ederek sıcacık yataklarından kalkıyorlar, gözlerini bile açamadan okullarının yolunu tutuyorlar. Onların bu gayretlerini görünce hangi yürek sızlamaz? Bir daha geri dönmeyecek en güzel zamanlarını okullarda harcıyor, çocukluklarını birkaç şey öğrenebilmek için eğitime vakfediyorlar. Peki onca harcadıkları zaman onlara ne kazandırıyor? Saygıdeğer velilerimiz elbette bunu düşünüyorlardır, ya takibi? Bunun takibini yapabiliyor muyuz? Sadece not bazında değil, yeterlilik bazında gereken davranışları kazanıp alt yapılarını oluşturabildiklerini gözlemleyebiliyor muyuz? Okul onların bireysel farklılıklarına neler ekliyor? Kitap okumayı, dergi takip etmeyi, kaynak araştırmayı alışkanlık haline getirebiliyorlar mı? Dünyaya bambaşka gözlerle bakabilecek ne tür yaşantıların içine sokuluyorlar onları okullarında?
Bunları yakından takip etmeliyiz, eğitim öğretim işi sadece okullara bırakılamaz. Milli Eğitim camiasında sıkça kullanılan bir ifade vardır: “öğretmen, veli iş birliği” Bunun neresindeyiz? Bizler neler yapabiliriz ya da yapmalıyız çocuklarımız için? Bunları eğitim öğretimin henüz başında planlamalıyız; çünkü eğitim evde, bizimle başlar. Sadece okullar değil evler de eğitim öğretime hazır olmalı. Eğer evde çocuğun eğitim öğretim yaşantısını destekleyecek bir ortam yoksa okul çocuğa pek bir şey veremez; zor öğrenir, öğrendiklerinin büyük bir kısmı kalıcı olmaz. Çocuklarımız okulda bambaşka bir kültürle karşılaşıp evde aynı öğrenme ortamını bulamıyorsa onlardan fazla bir şey bekleyemeyiz. Sadece maddi koşullardan bahsetmiyorum. Bir aile son derece yoksul olsa da ; yine de çocuğuna verebileceği büyük zenginliklerle donanmış olabilir. Evine adımını attığı andan itibaren sevildiğini ve onaylandığını hissettiren bir karşılama kadar büyük bir hazine var mıdır? Merhaba kızım (veya oğlum), hoş geldin!” diye büyük bir tebessümle kapının açılması…Devamında “Hadi üzerini değiştir de seninle biraz sohbet edelim.” denilmesi. O gün yaşadığı ilginç bir olayın anlattırılması, o anlatırken gözlerinin içine bakılarak dinlenilmesi…Önüne konulan yemekle birlikte sımsıcak, gerçek bir ilgi sunulması…Notları ölüm kalım meselesi yapmadan hangi derse veya konuya yeteneğinin olduğunun sorgulanması. Onunla birlikte yeteneklerini keşfetmek ve bu konuda çocuğumuzu yüreklendirmek. Gerçek eğitim budur işte! Eğer çocuklarımız varsa “Ben yardım edemem, eğitimli değilim, bilmiyorum,” deyip bir köşeye çekilme lüksümüz yok. Elimizin her zaman onların üzerinde olması gerekir. Bizden önceki jenerasyonu bu konuda çok başarılı buluyorum.
İlkadım Ortaokulu’na gidiyorum. İkinci sınıf öğrencisiydim sanırım. İki dersten ikmalim vardı. O dönemlerde şimdiki gibi bol keseden notlar verilmiyordu; öğrenemedin mi, yapamadın mı doğrudan ikmale kalıyordun. “ticaret” ve “matematik” dersinden ikmale kalmıştım. Durumumu öğrenince babam beni öldürür sandım, ama öyle olmadı. Adamcağız asker kökenli olmanın getirdiği öz disiplinle önce kendisi o iki dersi bir hafta içinde hatmetti, sonra da beni bir saat erken kaldırarak o işe ben de okula gitmeden önce beni bir güzel çalıştırdı. İki sınavdan da çok iyi notlar aldım. Tek karım bu olmadı, hayat boyu işime yarayan bir fikri de edinmiş oldum: “İnsan biraz gayret ve sabırla her şeyi öğrenebilir ve öğretebilir.” Herkesin bu kadarını yapması gerekmez, çoğu zaman kaliteli ve seviyeli bir iletişim bile yeterli olur. Nasıl yapacağız? Onların narin kulaklarını nitelikli sohbetlerle doldurarak. Kitapları, dergileri zikredebilsek en iyisi de edemiyorsak güzelliklerden, sanattan, en azından eğitici bir filmin içeriğinden veya türkülerden bahsedebiliriz. Bilmeceler sorup ata sözleri ve deyimlerin anlamını söylemesini oyun haline getirebiliriz. Bütün dikkatimizi onlara verebilir, televizyon ve cep telefonlarını devreden çıkartabiliriz. Çocuklarımızın ancak böyle bir ortamda ana dilinde bildiği sözcük sayısı artar ve merak duygusu gelişir. Çocukken merak duygusu geliştirilmiş insanların öğrenemeyeceği şey yoktur; her türlü zor, onlar için kolay olur. Merak etmeyi, sormayı bilen bir çocuk yeteneklerini keşfeder; yeteneklerini geliştirecek şeyleri talep etmeye başlar.
Onları kötülüklerden koruyabilmek için de anlaşıldıklarını hissettikleri, nezih bir ortam sunabilmeliyiz çocuklarımıza. Kavgasız gürültüsüz, sağlıklı bir iletişimin olduğu bir evde çocuklar kendilerine başka kaçış noktaları aramaz. Şu an sanal dünya ve suç dünyası çocuklarımızı açık hedef haline getirdi. Onlarla ilgili bir boşluk bıraktığımızda yarattıkları sahte cennetlerle bu boşluğu büyük bir keyifle dolduracaklardır. Hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı malum aliniz. Akıl çeldiriciler gün be gün çoğalıyor. Ne yazık ki okul kapılarına dayandılar, hatta evlerimizin içine bile girdiler. Onları başkalarının kirli ellerine bırakmamak için öncelikle evimizi çocuğumuzun anlaşıldığını hissettiği, kendini geliştirdiği ve gerçekleştirdiği bir okul haline getirebilmeliyiz. Çocuklarımız önce Allah’a sonra sizlere emanet!
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: