Dün akşam telefonum çaldı, yetişemedim, iki dakika sonra arayana döndüm. Çok sevdiğim bir arkadaşım. Samsun Ticaret Lisesi’nde ve iki sene de aynı üniversitede okuduk, tiyatro yaptık. Birlikte büyüdük. Tabi bunu her anlamda söylüyorum; çünkü birlikte kütüphaneye ve sinemaya gittik, birlikte Samsun’un sokaklarını arşınladık, birlikte parasız kaldık, birlikte çalıştık ve yeni şeyleri birlikte keşfettik. Hatta oturup bütün kariyerimizi bitirip yeniden bambaşka alanlarda hayata atılmaya birlikte karar verdik. O İngiliz Dili ve Edebiyatı okudu, bense Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği okudum. İnsan hayatın içinde yuvarlanırken ayrı köşelere savrulabiliyor. Bayağı bir uzak kaldık; ama önemli değil. Birlikte yapmamız gerekeni yaptık, birbirimizden güç alarak var olabildik.
Bize bu fırsatı tanıyan da yaşadığımız dönem ve yaşadığımız ortamdı. Geçmişe takılı kalmayı çok sevmiyorum, o kadar nostalji meraklısı değilim; ama bir gerçek var ki Samsun o yıllarda insanların gelişimine daha açık bir yerdi. Neredeyse her köşe başında bir kitapçıyla ya da dergi satan bir yerle göz göze gelebiliyorduk. Okuldan eve gidene kadar onlarcasının önünden geçiyorduk. Şöyle beş yüz metre yürüdük mü gözümüze en az sekiz, on kitapçının vitrini çarpardı; geç kalıp büyüklerimizden azar işitmeyi göze alarak arkadaşlarımızla o kitapçılara takılırdık her gün.
Hem de şimdiki kitap marketler gibi olmayan, kitapçı gibi kitapçılardı. Orada karşılaştığımız insanlara özenir, daha bir bağlanırdık kitaplara. Öğretmenlerimizin söylediği kitap isimlerine kulak kabartmazdık sadece, oralarda gördüğümüz insanlar da bizim öğretmenlerimiz olurdu. Kitap veya dergi almak için toplanır, ayaklarımıza kara sular inene kadar dolaşırdık. En büyük edebiyat okulunun kitapçılar ve dergi bayileri olduğunu onlardan yoksun kalmaya başlayınca anladım. Çünkü çoğu kitapçı kolay alışveriş bombardımanının altında yok olup gitti. Onların yerini online alışverişler ve AVM’lerdeki kitap marketler aldı. Tamam, belki online siparişle veya AVM’deki indirimlerden ucuza kitap temin etmek mümkün. Ya o canım kitapçıların ve dergi bayilerinin öğreticiliği ne olacak? İnsanlar oraya sadece kitap almak için gitmezlerdi, bazen de edebiyat sohbetleri için takılırlardı. Bir kitabı kovalayan veya süreli bir yayını takip edenlerin yollarının kesiştiği yerlerdi.
Bundan yirmi otuz yıl öncesine kadar böyle yerlerin çokluğu sayesinde çok güzel bir öğrenme ortamı mevcuttu. Hiç kitapçı yok demiyorum; ama eskiye göre oldukça az. Ve dev kitap marketler karşısında da işleri bayağı zor, hele de kitap fiyatları bunca artmışken. Onlar azaldıkça çocuklarımızın gözlerinin kitaplara değme şansı da azalıyor. Aynı şey gazete bayileri içinde geçerli. Eskisi kadar gazete ve dergi bayii yok. Öyle bayiiler vardı ki dergiler sokaklara kadar taşardı. Arkadaşlarımızla en büyük zevkimiz ve eğitim faaliyetimiz gazete bayilerinde göz hırsızlığıyla bir şeyler öğrenmekti. Ve ne hikmetse öğrenmek isteyen gençlere herkesin kapısı açıktı. Hatta bir kitabevi bizim yüzümüzden bir masa ve sandalye koymuştu kitabevinin girişine. Özellikle hafta sonları ve tatillerde sabah kahvaltımızı yapar yapmaz gidiyor, o masaya oturuyor, raftan bir kitap alıp öğleden sonraya kadar bitirip yerine koyuyorduk. Üniversitede bile ismini duyamayacağımız kitapları öneriyordu bize sahibi ve kitapları yıpratmama koşuluyla alıp okumamıza izin veriyordu.
Bu bakımdan şanslı görüyorum kendimi. Sadece ben değil, o dönem gelişmek isteyen herkes bu ortamdan faydalandı. Sonuçta bir hedef koyduk ve istediğimiz hedeflere de ulaştık. Hedef koyabilmek ve idol seçebilmek için insanın görmesi gerekiyor. Hani bir söz vardır ya “İnsan gördüğünü yaşar.” Okuyan ve aydın bir gençlik yetiştirmek istiyorsak böyle yerlerin varlığını devam ettirmek zorundayız. Kitaplarımızın bir kısmını onlardan temin edebiliriz pek ala.
Kitaplar ve kitapevleri demişken birkaç gün önce kaybettiğimiz değerli abimiz Sayın Osman Kara’yı da saygıyla anmak istiyorum. Şık, okumayı ve okutmayı seven, gençlere önem veren, tam bir entelektüeldi. Bir konuyu istişare ederken, tartışırken mutlaka yazarıyla birlikte kitap önerirdi. Aynı şeyi yıllarca yazılarında da gördük, o güzelim yazıları da bizim için birer ders oldu. Acımız çok büyük ve henüz çok taze. Güzide şehrimiz için çok büyük bir kayıp. Onun o zarif yaklaşımı her zaman kulağımıza küpe olarak kalacak. Bize miras bıraktığı güzel ve saygılı tebessümünü kalbimizde taşıyacağız. Hepimizin başı sağ olsun.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: