Tarihin en büyük sırları kitaplarda gizli. Ütopik eserlerde bile yazıldığı dönemin yaşantısı, zihniyeti hakkında bir şeyler bulabilirsiniz. Hatta ütopik eserlerde daha çok bulabilirsiniz; çünkü onlar gerçek dünyanın içler acısı durumundan kaçmak için yazılmıştır. Çoğu bir tepki, bir karşı koyuştur. Yayımlandığı dönemin sansüründen kurtulmak için içlerinden bazıları çocuk kitabı başlığı altında piyasaya sürülmüştür. Mesela Güliver’in Maceraları. Kitap dönemin siyasi ortamını yerden yere çalan bir içeriğe sahiptir. Kitabın yazarı Jonathan Swift siyasete atılmak ister, karşılaştığı zorluklar ve engeller yüzünden dünya burnundan geldiğinden bu isteğinden vazgeçip kâğıdın kalemin başına geçer ve ortaya aslında belli kitlelere çattığı bu eser çıkar. Kitapta bizi diyar diyar gezdirirken olayların geçtiği mekanlara ve anlattığı karakterlere (devler ve cüceler ülkesi) bakınca bunların aslında belli kitlelere yapılan göndermeler olduğunu fark edebiliriz. Kitabın bir baskısının ön sözünde şöyle bir bilgiye rastlarız: “İngiltere’nin baskıcı politikalarına karşı yaptığı mücadelesinde birbiri ardına çıkardığı siyasi broşürlerle İrlanda’da ulusal bir kahramana dönüştü. 1726 yılında tamamladığı ‘Gulliver’in Gezileri’ ile de tüm zamanlara yayılan bir ün kazandı. Jonathan Swift, 19 Ekim 1745’te İrlanda’da öldü. Mezarının başında kendisinin yazdığı şu cümle, onun karakterini yansıtır niteliktedir: ‘Burada, vahşi haksızlıklar karşısında kalbi paramparça olan biri yatıyor...’ “
Bunun gibi dönemini ve bağlı bulunduğu sistemi eleştiren birçok eser çıkar karşımıza. Bir tanesi de Voltaire’in “Candide”sidir, pek bilinmez. Voltaire 1759’da sansürü aşabilmek için anonim olarak yazdığı bu kitapta dönemin kötülüklerini ve haksızlıklarını göz önüne serer. Göze batmamak için de eğlenceli bir dile büründürdüğü kitabın konusu şöyledir: “Candide saf, temiz ve dünyadaki kötülüklerden pek haberi olmayan bir gençtir. Bir soylunun kızına âşık olduğu için yaşadığı yerden kovulur. Tıpkı Güliver gibi dünyanın birçok yerini gezer, birçok acıya tanık olur. Yine de toz pembe bulutların içinde yaşar gibidir, ona söylenen ‘Mümkün olan dünyaların en iyisinde yaşıyoruz,’ fikrine gönülden bağlıdır. Yolculukta ona eşlik eden yaşlı Martin, dünyanın ne kadar kötü bir yer olduğunu anlatmaya çabalar, ne yazık ki Candide’i ikna edemez.” Voltaire, bu yapıtında sadece kendi çevresinin yozluğunu değil dünyanın yozluğunu ve sistemin bozukluğunu da eleştirir.
Sistem eleştirisini bir sır gibi kitaba yediren eserler her zaman uzun süre yaşamıştır. Bizde de çok güzel bir örneği var; üstelik de çok cesurca buluyorum. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın “Saatleri Ayarlama Enstitüsü”. Döneminin siyasi ortamını eleştiren bir kitap olduğu tarafımızdan pek bilinmez. Bazı toplumsal tabakaların eleştirisini yapar, birçok kurumun işleyişini gözler önüne serer. Gereksiz olan kurumların ve bu kurumlara sırf işi olsun diye alınan insanların yergisidir. Hayri İrdal, maddi sıkıntılar içinde bunalan biridir. Saatlere büyük bir aşkla bağlıdır. Halit Ayarcı adında bir iş insanı ile tanışır, onun kurduğu Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne müdür olarak atanır. Bağlı bulunduğu kurum aslında çok iş yapıyor gibi görünse de insanların boş oturduğu bir yerdir, yapılan iş saat kulübelerinde saatlerin ayarlanmasıdır.
Böyle sembolik anlatımlarla sistemin eleştirilmesi insanı biraz da tebessüm ettiriyor. Ne yazık ki günümüzde pek de rastlayamıyoruz böyle alegorik (sembolik) eserlere. Varsa yoksa siyaset olduk ya, sanırım bu edebiyatımıza da sirayet etti. Oysa hepimizin çok ihtiyacı var içimize su serpecek ve yaşadığımız dönemin aksaklıklarını geleceğe taşıyacak bir yapıta. Sahip olduğumuz birikimler sözüm ona bilgiye erişim kolaylığı yüzünden bir bir silinirken bayağı bir işimize yarardı. Malum güya sanal dünya, güya sınırsız bilgi kapılarını herkese açtı. İnsanlar niteliksiz bilgi denizinde kaybolup gidiyor, işte böyle eserler bize filika ve can yeleği olurdu. Ütopya gibi görünüp katmanlarının içine gerçek tarihi saklayan, diğer kitaplara da kalkan olabilecek türde kitaplara daha çok ihtiyacı var dünyanın. Kütüphanelerin sanalla savaşında büyük bir güç olabilir bu tür yapıtlar. Geçmişte kütüphaneler yakılıyordu, günümüzde sanal dünyanın varlığı kitapları gereksiz kılarak bilgiye ulaşımımızı engelliyor. Eskiden kitaplar, dumanları gökyüzüne savrulurken son nefeslerini veriyordu; şimdi kütüphanelerde toz içinde çürüyorlar. Kitap katliamına başka bir boyutta devam ediliyor. Binlerce yıl öncesinden başlayan bu kütüphane yok etme modası, kitapların varlığını gereksiz kılarak günümüzde de devam ediyor: Pers Kütüphanesi M.Ö 3, Sibilli Yazıtları M.Ö 75, İskenderiye Kütüphanesi M.S 5, Bağdat Kütüphanesi M.S 6, İstanbul Kütüphanesi M.S 13, Orta çağ Avrupa’sında Yakılan Devasa Kütüphaneler M.S 14, Endülüs Emevî Kütüphanesi M.S 15, Maya ve İnka El Yazmaları M.S 16, Berlin Kütüphanesi 1945…Şimdi ise dünyanın bütün kütüphaneleri…Ateşe ve aleve ihtiyaç kalmadı. Kitaplar değil; ama onların isimleri yanıp kül oluyor.
Gerçek bilgi hala kitapların iki kapağı arasında. Geleceğimizin aydınlık veya karanlık olması onların kapaklarını aralayıp aralamadığımıza bağlı olacak.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: