Bizim Karadeniz insanı harikadır, özellikle de zor zamanlarda içinden çıkılmaz durumlara uygun slogan üretmekte. Bir işe soyunduğunda hemen vazgeçen, mızmız, iç bayıltıcı insanlara yapıştırılmış bir tokat gibi kullanımları vardır. Malumunuz, bazı insanlar sızlanarak bir şeyleri nasıl yapamadıklarını ballandıra ballandıra anlatmaya bayılırlar. Karadeniz insanının mantığı böyle bir şeye yatkın değildir. O çalışıp çabalayınca tüm zorlukların üstesinden gelineceğine inanır. Cennet yurdumuzun diğer köşelerinde pek anlaşılmasa da Karadeniz mantığı birçok güzel işin altına atılan imzadır.
Nereden mi biliyorum? Ben de bir Karadenizliyim de ondan. Çocukken sık sık duyduğum, Karadeniz insanının iş bitiriciliğini ve tez canlılığını yansıtan öyle ifadeler var ki bir gün hepsi kulaklarımızdan silinip gidecek diye korkuyorum. Unutulması bizden çok şey eksiltir; çünkü zorluklar karşısında yılmazlığımızın sloganlarıdır. Çocukken duyduğum ve gittiğim her yerde özlemini çektiğim iki örneği zikretmek istiyorum.
Birincisi “Kendi başına mı?” ifadesi. Odada bir eşyanın yerini değiştirmek istiyorsunuz, bir koltuk. Eviriyorsunuz, olmuyor; çeviriyorsunuz, olmuyor. Bir türlü yerinden kıpırdatamıyor ve sızlanmaya başlıyorsunuz. Bilekli biri duruma el koyuyor ve “Kendi başına mı?” diye koltuğu tuttuğu gibi rahatlıkla evirip çeviriyor. Size de nasıl yaptığını gösteriyor. Burada kendi başına mı dediği bizzat koltuğun kendisi. Yani şu: “İnsanoğlu her halükârda eşyaya hâkim olabilir.” Eğer insan olarak yaratılmışsak dünyadaki tüm nesnelere hâkim olmaya gücümüzün yeteceğini, pes etmememiz gerektiğini vurgulayan bundan daha kestirme bir ifade yoktur sanırım. Çocukken kulağıma küpe ettiğim bu ifadeyi karşılaştığım tüm zor durumlarda kullandım, birçok belayı da bundan güç alarak savuşturdum. Bazen insanda tüm işleri kadere bırakıp “Ne olursa olsun.” tavrı hasıl oluyor ya, içinize yerleştirdiğiniz bu güzel sözler kulağınızın dibinde bir yaşam koçu haline geliyor ve sizi düştüğünüz çukurdan çekip çıkartıyor.
Bir diğeri de “Elin kırılsın.” Çocukken ne çok duydum bunu, özellikle rahmetli anneannemden. Ne gülerdik kızgınlıkla söylediğinde, ciddiye almazdık. Şakalar yapardık “Anneanne ellerimizi mi kıracaksınız?” diye. “Elleriniz ince işe alışsın, maharetli hale gelsin.” anlamında kullanıyormuş meğerse kadıncağız. İnsan yetiştirmekte bundan daha güzel bir slogan olamaz herhalde. Büyüklerimiz boş boş oturduğumuzu gördüklerinde kızların ellerine bir şiş, ya da tığ; erkeklerin ellerine de tahta oymacılığını öğrensin diye çakı tutuştururlardı. Eğitimci olduktan sonra “el beyin koordinasyonunun” ne kadar önemli olduğunu kavrasam da bu konuda asıl aydınlanmam Juhani Pallasma’nın “Tenin Gözleri” kitabını okuyunca oldu. Meğerse, tüm duyularımızın atası dokunma duyumuzmuş. Ellerimizle dokundukça daha ileri gidebiliyormuşuz. Şu an içinde bulunduğumuz yanlış modernleşme çağı ve aşırı görselleşmiş dünya bu gerçeğin dikkate alınmamasından kaynaklanıyormuş. Bu nedenle de bugün içerikten çok görselliğe önem veren bir tutum geliştirmişiz. Yani yazarımız gözleriniz kadar elleriniz de çalışsın demeye getirmiş. Eh güzel söylemiş de bizimkiler bunu daha da kestirmeden söyleyivermiş işte. Elin adamı söyleyince ciddiye alırız, bizimkiler söyleyince beğenmeyiz.
Biz ve bizden öncekiler bu tür kullanımları pek yadırgamadı, umarım bizden sonrakiler de bizim gibi tüm bunları duyarak ve yapmaya zorlanarak yetişirler. Dijital bir dünyanın içinde boğulurken ellerini kullanmaktan ve eşyaya hâkim olmaktan vazgeçmezler. En önemlisi de böyle ifadeler dilimizden bir bir silinip gitmez. Yabancılara bakıyorum, dil onların en sıkı korudukları, girilmez alanı. Örneğin İngilizcede motivasyon cümleleri var, adamlar bunu kalıp haline getirmişler. Kendi dillerini öğretirken bu mantığı da öğretiyorlar. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, dillerinin tam kalbinde saklıyorlar böyle kullanımları. Bizdekiler de maalesef yavaş yavaş suyunu çekiyor. Kıymayalım bence bunlara, benliğimizde saklayalım ve geleceğe aktaralım. Önemsizmiş gibi görünüyor; ama toplumu ateşleyen dinamikler olarak çok önemliler.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: