İnsanın çocukluğunda aldığı yaraları yetişkinlikte sarmak neredeyse imkânsız. Hasarlı çocukluklar, hasarlı yetişkinler doğuruyor ve hasarlı yetişkinlerin oluşturduğu toplumların ne halde olduğunu görüyoruz. Onlar ki, dışarıda bunca gürültü patırtı koparken ataletle oldukları yere çivileniyorlar, karar veremiyorlar, rahatlıkla sindirilebiliyorlar, olayların gerçek nedenlerini sorgulamaya cesaret edemiyorlar ve de hayatın nabzını durma noktasına getiriyorlar. Peki kim bu insanlar? Çocukluğunda benlikleri yara bere içinde kalan insanlar, yani bizleriz. Bunu göremiyoruz; çünkü insanoğlu önce en uzaktakine verir dikkatini, suçu hep başka yerde arar. Sorunlarımız birikiyor, sorunlarla boğuşurken de bir sonraki nesli de hırpalıyoruz. Bu kısırdöngüden çıkamıyoruz. Dayanıklı bir toplum olduğumuzdan mıdır nedir bu büyük sorunu ortalara döküp görünür hale getiremiyoruz bir türlü.
Çocukluk travmalarını içimize gömüp yaşamak hepimize oldukça doğal geliyor. En önemli sığınağımız olan çocukluğumuzu kabusa çeviren ve kişiliklerimizi zedeleyen bu travmaları yuta yuta bu günlere geldik işte. Çok huzursuzuz, çok mutsuzuz, yine de gündeme getirmiyoruz. Birilerine bir şeyler söylersek ailemize ihanet etmiş gibi hissediyoruz. Çünkü anne babalarımız çocuklarını büyütebilmek, eğitebilmek, sağlık sorunlarıyla baş edebilmek, var edebilmek için çoğu zaman kendilerini bile görmezden geldiler. Haddinden fazla didinip durduklarından bazen farkında olmadan içimizde derin yaralar açıp bizleri duygularını ifade edemeyen, başına gelenler karşısında itiraz edemeyen bir nesil haline getirdiler; bizler de onların mirasını bir sonraki nesle devrediyoruz.
Onlar bizim duygularımızı baskıladılar, biz de aynı şeyi yavrularımıza yapıyoruz. Çocuklarımız akıl çeldiricilerle o kadar çevrelenmiş durumda ki onları kaptırmamız daha bir kolay oluyor bu duygusal körlükle. Vahşi bir aslan misali avını bekleyen bir sürü kötülük kol geziyor malum. Nasıl yapıyoruz, nasıl başarıyoruz onları kolay lokma haline getirmeyi? Onlara sınır çizebilmek adına duygularıyla oynayarak. En çok da utanma duygusuyla. Bu duyguyu içlerine iyice yerleştirelim, yanlış bir şeyler yapmasınlar istiyoruz. Bazen kantarın topuzu kaçıyor, çocuklarımızı gereğinden çok utandırarak farkında olmadan onlara duygusal şiddet uyguluyoruz. Yerli yersiz kullanarak içlerine büyük bir değersizlik deliği açıyoruz, dengelerini bozuyoruz.
Oysa utanma duygusu insanın kendisini dengelemek ve davranışlarına çeki düzen vermek için vardır. Her faydalı şeyde olduğu gibi onun da bir ayarı, bir ölçeği vardır. Doz aşımının sonucunu görüyoruz, özellikle çevremizde: Sürekli savunmada olan, kendini ifade edemeyen, kızaran, bozaran, mahcup olmamak için çırpınan, ezik büzük insanlar… Gün yüzü görmeyen çiçekler gibi kapatıyorlar dünyaya kendilerini. En acınası olanı ise iyi şeyleri yakıştıramıyorlar kendilerine. En iyisini yaptıklarında bile başarmış gibi hissetmiyorlar.
Çocuklarımızın yetişkin olduklarında potansiyellerini özgürce kullanmalarını istiyorsak onları gereğinden fazla utandırmayı bırakmalıyız. Bu onları yetişkin olduklarında iki uca da sürükleyebiliyor. Ya tamamen içlerine kapanıp potansiyellerini özgürce gerçekleştiremiyorlar, ya da tam tersi kendilerini savunabilmek için her şeyi yapabilecek hale gelebiliyorlar. Toplumsal bedeli ise daha kötü. Utanılacak durumların ve olayların hepsinin altında utanca boğulmuş benlikler yatıyor. Çocuklarımızın bize duyduğu ihtiyaç hissini kullanarak utandıran konumuna geçip onları utanca boğarak elimizdeki bu gücü kötüye kullanmamalıyız. Biz onları böyle itersek, onları ellerimizden almak için köşede bucakta bekleyenlerin eline de büyük bir koz vermiş oluruz. Zira bizden bulamadıklarını emin olun başkalarında arayacaklardır. Bunun örneklerini de sosyal medyada sıklıkla görmeye başladık ne yazık ki. Kendilerine çeşit çeşit payeler veren ve kutsiyet atfedenlerin onları nasıl ele geçirip köleleştirdiğini sanıyoruz? Onlar bu açığımızı çok güzel görüyorlar, bir biz göremiyoruz, öz eleştiri yapamıyoruz. Çocuklarımızın utandırılmaya değil desteklenmeye, sevilmeye ve onaylanmaya ihtiyaçları var. Onları başka mecralarda arayışa sürüklemek istemiyorsak bunları karşılamaktan başka şansımız yok.
Sevgiler, saygılar…
UTANCA BOĞMAK
Yayınlanma :
26.12.2024 08:02
Güncelleme
: 26.12.2024 08:02
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: