Toplumda çok yaygın bir kalıp var: “Bakımlı kadın, makyaj yapan ve güzel giyinen kadındır.”
Yani sabah rimelini sürmüş, saçını fönletmiş, ojelerini parlak kırmızıya boyamışsa, tamamdır: bakımlı!
Ama işin ironisi şu ki uykusuzluktan gözleri şişmiş, ruhu yorgun bir kadının üzerine bin liralık elbise de giydirsen, ışığı sönmüşse, kimse bakmaz.
Elbette ki makyaj yapmak, güzel giyinmek kötü değil.
Hepimizin hoşuna gider, kendimizi iyi hissettirir.
Ama mesele şuna dönüştü: Bakım, kozmetik mağazalarının kasasına bırakılan parayla ölçülür hale geldi.
Oysa asıl bakım, ruhunu dinlendirebilmekte, sağlığına dikkat edebilmekte, kendine vakit ayırabilmekte gizli.
Şöyle düşünelim: Yüzüne en pahalı serumu sürebilirsin, ama zihnini toksik insanlardan arındırmadıkça o kırışıklıkları hiçbir şey silemez.
En lüks elbiseyi giyebilirsin, ama özgüvenin yoksa, o elbise askıda daha şık durur.
Bakım dediğimiz şey aslında bütünlüklü bir hâl.
Evet, aynaya baktığında gördüğün sana keyif versin; ama kitap okuyarak zihnini, sohbet ederek kalbini, kahkahalarla ruhunu da besle.
Çünkü yüzündeki ruj bir öğle yemeğinde silinir, ama gözündeki ışık yıllarca kalır.
Kısacası bakımlı kadın, sadece kuaförden çıkan kadın değildir. Bakımlı kadın; kendini bilen, seven, geliştiren kadındır.
Çünkü rujun ömrü üç saat, ama ruhun ömrü bir ömürdür.
Yorumlar
Kalan Karakter: