İnsanlık tarihi ateşin bulunmasıyla ikiye ayrılır derler. Ben diyorum ki üçüncü bir dönem daha var: Dedikodunun icadı! Ateş ısınmaya, yemek pişirmeye yaradı; dedikodu ise kafaları kaynatmaya.
KALORİSİ YOK, GIYBET DOYURUCU
Dedikodunun ilginç bir özelliği vardır: Ne yerseniz kilo yapar, ne içerseniz susuzluğu giderir ama dedikodu ne tok tutar ne de su yerine geçer. Yine de ağızdan ağıza yayılan en hızlı taşıyıcıdır. Üstelik ücretsizdir, kalorisi yoktur ama zehirli bir vitamin gibi insanın kanına işler.
İFTİRA: DEDİKODUNUN KARDEŞİ
Dedikodunun gözü kara kuzeni iftiradır. O kadar yaratıcıdır ki, gerçeklere hiç ihtiyacı yoktur. Resim yapmayı bilmez ama şahane hayaller çizer. Hiç tanımadığı insanların hayatına sürreal tablolar asar. Üstelik o tabloyu ilk gören de sergiyi hiç kaçırmaz!
“BEN SÖYLEMEDİM, AMA…”
Ah işte meşhur giriş cümlesi! “Ben söylemedim, ama duydum.” Bu cümleyle başlayan hiçbir sohbet masum değildir. Çünkü dedikodu her zaman suçluyu saklar, kurbanı gösterir. Suç ortağı da bol olur. Zira herkes bu tiyatroda figüran olmaya gönüllüdür.
EN İYİ KALKAN: UMURSAMAMAK
Dedikodunun en büyük düşmanı açıklama değil, kayıtsızlıktır. Ne kadar cevap verirseniz o kadar beslenir. Ama umursamazsanız, tıpkı oksijensiz kalan ateş gibi söner. İftiranın en iyi ilacı da zamandır. Gerçek, suyun yüzüne çıkmayı hep bilir.
Dedikodu, boş zamanın en ucuz eğlencesi; iftira, karakterin en pahalı düşüşüdür. İnsan kendini yükseltmek için uğraşmak yerine başkasını düşürmeye çalışıyorsa, aslında en çok kendi seviyesini ilan ediyordur.
Yorumlar
Kalan Karakter: