Dün evin tatlı meleği size “anne” diye sarılıyordu. Bugün aynı çocuk, elini beline koymuş, bakışlarını dikmiş:
— “Hayır!”
Evet, tebrikler! Evde artık yeni bir patron var: 2 yaşındaki çocuğunuz. Maaş vermiyor, izin gününüz yok, mesai bitmiyor. Ama sürekli emir yağdırıyor:
“Ben dökeceğim!”
“Ben açacağım!”
“Ben yapacağım!”
Sonuç? Sular yerlere dökülüyor, ayakkabı ters giyiliyor, televizyon kumandası buzdolabında bulunuyor. Ama çocuğunuz mutlu, çünkü kendi krallığını ilan etmiş durumda.
Şimdi bu döneme “sendrom” deniyor ya, aslında yanlış. Çünkü bu bir bağımsızlık partisi! Çocuk ilk kez dünyaya “Ben varım!” diyor. Yalnız ufak bir sorun var: Henüz yapamadığı şeyler çok fazla. İşte o noktada kıyamet kopuyor. Kendi ayakkabısını giyemediği için gözyaşları seller gibi akıyor. Bardak devrilince sanki dünya batıyor.
Anne-baba olarak size düşen görev?
• Krizin ortasında bağırmak yerine derin nefes alın. (Gerekirse balkona çıkıp manzaraya bakın)
• Çocuğunuza ufak seçimler verin: “Mavi mi kırmızı tişört mü?” Böylece hem siz kurtulursunuz hem de o kendini patron gibi hisseder.
• Unutmayın, “hayır” demesi sizin otoritenize savaş açması değil; birey olma yolunda atılan ilk adım.
Kısacası… 2 yaş sendromu bir isyan dönemi değil, bir demokrasi provası. Bugün size inat eden o minik asi, yarın kendi kararlarını verebilen güçlü bir birey olacak.
Ve siz, bir gün dönüp diyeceksiniz ki:
— “Ah be! Ne tatlı bir diktatördü bizimki…”
Yorumlar
Kalan Karakter: