(Bu yazı sadece Bahar için değil… Güzellik uğruna Aynada kendini kaybeden her kadın için yazıldı.)
Bir zamanlar güzellik, masallarda yaşardı.
“Güzeller güzeli” denince akla Rapunzel’in saçları, Pamuk Prenses’in teni gelirdi.
Şimdi güzellik, masaldan çıkıp kampanyaya girdi.
“İki dudak dolgusu alana bir burun ucu bedava.”
Kurbağayı öpüyorsun, o da seni güzellik merkezine götürüyor.
Eskiden prens gelirdi, şimdi “randevunuzu onayladık” bildirimi geliyor.
Sonra… bir gün uyanıyorsun.
Aynaya bakıyorsun.
Ve diyorsun ki: “Bu kim?”
Ama o noktada artık çok geç.
Çünkü biz güzelleştikçe… kendimize benzememeye başlıyoruz.
Ve bir sabah, Bahar Candan gibi biri yok oluyor.
Kimdi Bahar?
Kimilerine göre “şovmen”, kimilerine göre “şaka”.
Ama o aslında bize aynayı tutuyordu.
Biz o aynaya bakıp… gülmeyi tercih ettik.
Oysa Bahar, bu çağın çığlığıydı.
Sadece sesi bize fazla tiz geldi, susturduk.
Ve sonra her zamanki gibi dedik ki:
“Yazık oldu.”
Hayır, tatlım. Yazık olmadı.
Yazık ettik.
Çünkü bu çağın güzellik anlayışı şöyle çalışıyor:
Önce seni “farklı” diye över.
Sonra seni o farklılıkla linç eder.
En sonunda da, seni yalnız bir hastane odasında… unutup geçer.
Bir yarış başlatıyor bu sistem.
Ama ipi göğüsleyen yok.
Çünkü finiş çizgisi hep biraz daha ötede.
Daha dolgun dudak, daha keskin çene, daha sıkı cilt…
Gidiyorsun, gidiyorsun, sonra bir bakmışsın:
Senden geriye sadece bir “görsel içerik” kalmış.
Hikâye yok. Derinlik yok. Nefes yok.
Ve biz buna “güzel olmak” diyoruz.
O yüzden ben de diyorum ki:
Ben de öptüm o kurbağayı.
Hatta ekstra gloss sürmüştüm, belki daha etkili olur diye.
Ama prens gelmedi.
Aynada, bana benzeyen ama hiç benzemeyen biri belirdi.
“İşte şimdi oldun,” dediler.
Oysa ben en çok, “hiç olmadığım” hâlimde kendimdim.
Ve bir gün… kızım büyürse…
Ona “Güzelsin” demeyeceğim.
Çünkü güzellik, bu çağda kadınlara kurulmuş en sinsi tuzaklardan biri.
Önce seni alkışlıyorlar.
Sonra o alkışa bağımlı hale getirip seni sahneden itiyorlar.
Güzelsen… lütfen sus.
Çirkinsen… mümkünse görünme.
Ama ben kızımı böyle bir dünyanın ortasında, tek bir cümleyle korumaya çalışacağım:
“Güzelliği değil, kendini koru kızım.
Çünkü en büyük kayıp, kendin olmaktan vazgeçtiğin an başlar.”
Çünkü bu sistem, Bahar Candan gibi kadınları önce vitrine koyuyor,
Sonra vitrine taş atıyor,
En sonunda da cam kırıklarıyla üstünü örtüp geçiyor.
Ve biz, üç gün sonra başka bir ‘görsel’e geçiyoruz.
Scroll’la, kaydır’la, unut’la…
Ama ben unutmayacağım.
Çünkü artık güzelliğe değil, hafızaya ihtiyacımız var.
Vicdana, sorumluluğa, ve evet… biraz da utanmaya.
Bazı kurbağalar seni prens yapmaz, kızım.
Seni “filtreli bir hayalete” çevirir.
Ve bir gün aynaya bakarsın.
Yanaklarının tam yerinde, bir çukur…
Gözlerinde ise tek bir soru:
“Ben nereye kayboldum?”
Yorumlar
Kalan Karakter: