Moda…
Öyle hızlı değişiyor ki, bazen yetişmeye çalışırken kendimizi olimpiyat pistinde koşan sporcular gibi hissediyoruz. Daha geçen yıl paçaları sürünen bol pantolonlara “asla giymem” derken, bu yıl onları “oversize” etiketiyle baş tacı ettik. Gardıroplarımız sürekli güncelleniyor ama aynanın karşısında hâlâ aynı cümleyi söylüyoruz: “Giyecek hiçbir şeyim yok!”
Bu işin komik tarafı, aslında modanın döngüden ibaret olması. Annelerimizin gençlik yıllarında giydiği yüksek bel pantolonlar bugün “retro” diye satılıyor, babalarımızın kareli gömlekleri “cool” diye yeniden vitrinlerde. Yani biraz sabretsek, her şey tekrar moda oluyor. Ama biz ne yapıyoruz? Trendin peşinde nefes nefese koşuyor, cüzdanımızı boşaltıyoruz.
Elbette ki modayla oynamak, tarz denemek keyifli. Ama ipin ucu kaçtığında, gardırobumuz şişiyor, ruhumuz yoruluyor. Çünkü stil dediğimiz şey, sürekli değişen trendleri kovalamak değil; kendine yakışanı bulmak. Özgün olabilmek. Unutmayalım ki şıklık pahalı etiketlerde değil, taşıdığımız özgüvende başlıyor.
Son söz: Gardırobumuzu değil, kendimizi güncelleyelim. Modanın kölesi olmayalım; çünkü trendler, dedikodular gibi… Bugün var, yarın yok.
Yorumlar
Kalan Karakter: