Son günlerde insanlıktan koparılan en büyük güç, başkalarının acılarına karşı duyarlı olma yeteneği. Çok mekanikleşiyoruz ve böyle giderse gelecekte hepimizin hayatı bir kabusa dönecek. İlk başta inceliklerimizi kaybettik. Ruhumuzun kıvrımlarını çağın saçmalıklarıyla ütülediler. Dümdüz insanlar haline getirdiler bizi. İncelikli olmamızın önüne geçebilmek için de öyle olan ve olmaya çalışan insanları alay konusu yaptılar ki derinlikli olmaya bir daha cüret edemesinler. Coşkuyla ve içtenlikle yüksek bir zevkten bahseden insanların ağzına utanmasalar tıpa tıkayacaklar. Oysa bu dünyanın varlığının garantisi onlar. Kadrajdan çıkıp hazır reçete konularda dil dökmüyorsanız, kalem oynatmıyorsanız, sanat yapmıyorsanız çekeceğiniz var. Demodesiniz, teknolojik özürlüsünüz ve hatta “persona non grata” sınız. Tek tipleştiriliyoruz, katılaşmaya teşvik ediliyoruz ve mecburen öyle de oluyoruz. Çünkü üzerimizde çok büyük bir baskı var. Bu baskıyı normalleştirmek adına bir sürü akımı devreye soktular. Soktular ki insani özelliklerimizi kaybettiğimizin farkına varıp yoksunluk hissetmeyelim. Mesela; sözüm ona tek tipleşmenin önüne geçmek için postmodernizmi yarattılar. İlkelerini basitçe şu şekilde dillendiriyorlar: “Modernizmin ilerleme, akılcılık, evrensel doğrular gibi iddialarını eleştirir. Tek bir doğru yerine çoklu gerçeklikleri ve anlatıları kabul eder. Büyük anlatılara (örneğin Marksizm, liberalizm) karşı eleştirel durur. Kültürel, sanatsal ve bireysel çeşitliliği savunur. Özellikle medya, dijital kültür ve küreselleşme ile yakın ilişkilidir. Edebiyat, mimari, resim gibi alanlarda geleneksel kuralları yıkar; ironi, pastiş, parodi gibi teknikleri kullanır. Dünya Savaşı sonrası yaşanan hayal kırıklıkları, modernizmin vaat ettiği özgürlük, barış ve refahın gerçekleşmemesi, postmodernizmin doğmasına zemin hazırlamıştır. İnsanlar artık tek bir ilerleme çizgisine değil, çoklu ve yerel anlatılara yönelmiştir.”
Onların bizlere sunduğu hikâye bu. Peki gerçekten öyle mi? Bir bakmakta ve üzerinde düşünmekte fayda var. Mesela, çoklu gerçeklikleri ve anlatıları kabul ediyormuş. Bak sen! Neden o zaman tek tip popüler kültür yaratılmaya ve insanları da bu kültürü benimsemeye zorluyorlar? Kültürel ve sanatsal çeşitlilik bu kadar önemseniyorsa neden küreselleşme dayatılıyor? Neden farklı kültürlerdeki geleneksel sanat topun ağzında? Küreselleştirilerek yıkılan geleneksel kültürlerin ve onların geleneğinin yerine ne konulacak? Postiş mi? Ne kadar alımlı bir ifade değil mi? Özetle, farklı şeylerden kes, kopyala, yapıştır. Yani çağın hastalığı. Biraz oradan çarp, biraz buradan. Al sana sanat, al sana edebiyat. İkinci el araba alırken bile yaması var mı, kaza geçirmiş mi diye kontrol ediyoruz, sanatta edebiyatta neden yamalı bohça gibi eserleri kabul ediyoruz? Böyle bir teknikle yapılmış şeyleri kendi öz varlığımızın ürünlerinin yerine mi monte edeceğiz?
Bir de akımın dijitalliğe vurgu yapan bölümü var. Fırsat bu fırsat, insanlığı buradan da dijitale gömsünler. Böylelikle bizim için biçtikleri hayatı bize daha rahat kakalarlar. Güya çaktırmıyorlar; ama dijital kültür, medya ve küreselleşme ile yakından ilgili olduklarını (belki de bütün amaç bu) ağızlarından kaçırıyorlar. Her şey dönüp dolaşıp küreselleşmeye dayanıyor. Bambaşka renkte ve güzellikte olan farklı kültürler dijitalleşip tek tipleştirilecek, varlıkları yok edilecek. Bu adımlarla sanat ve edebiyat yozlaştırılmıyor, adeta yok ediliyor. Bunu da akım adı altında bizlere servis ediyorlar. Kütük gibi, yontulmamış, tek tip insan yaratılmaya çalışılıyor. Edebiyatta, sanatta incelikli, yerel ve bireysel ürünler göz önünden çekilirken yerlerine sanat eseri adı altında kaba saba, ucubeler yerleştiriliyor. Bizler de bunlara mecbur bırakılıyoruz. Bu ürünlerle haşır neşir olarak sanatla uğraştığımızı sanıyoruz. Bir hamburger insan bedeni için ne kadar besleyiciyse bunlar da insan ruhu için o kadar besleyici.
İnsana ait incelikli sanatın yok edilmesinin en önemli sebebi, birbirimize karşı hassasiyetlerimizi kaybetmemizi sağlamak. Bunu da başardılar, hepimizde bir umursamazlık, bir bencillik ve hatta güç manyaklığı. Yapılan deneyler var. Mesela, Standford Hapishane Deneyi: “Güç ve rolün insan davranışını nasıl değiştirdiği konusunu aydınlatmak için yapılıyor. Katılımcılar “gardiyan” ve “mahkum” rollerine ayrılıyor. Gardiyan rolü verilenler kısa sürede güç zehirlenmesiyle zalimleşiyor. Güç verilen bireyler, empatiyi kaybedip şiddete eğilim gösterebiliyor. Sosyal roller, duyarlılığı bastırabiliyor.” Bu noktadayız işte ve bu deneyler ne kadar kıvama geldiğimizi açıkça gösteriyor. Ayrıca bu deneylerin sonuçlarının hangi amaca hizmet ettiği de meçhul.
Özetle hep birlikte alçıdan bir heykele dönüşür gibi milim milim katılaşıyoruz. Birbirimize karşı hassasiyetlerimizi kaybettik. Kimsenin bir başkasının acısını, çektiğini umursadığı yok artık. Sadece öyleymiş gibi görünenler dolaşıyor ortalarda. Biricik terennümleri de bu. En büyük arzuları da herkes tarafından öyle algılanabilmek. Çağın mikrobu ruhtan ruha bulaşıyor, herkes seyirci koltuğuna gömülmüş, bir film izler gibi diğerlerinin acılarını izliyor. Acı çeken başkası olduğu sürece bir sorun yok. Birkaç piar çalışmasıyla duyarlı insanlar gibi gösterebiliriz kendimizi. Bu kadar da iki yüzlüyüz. Öyleyiz, öyleyiz…Mazeret bulmaya hiç gerek yok. Geldiğimiz noktaya bir bakmak yeterli.
Sevgiler, saygılar…
Akımlar, acılar ve insanlığını kaybetmek
Yayınlanma :
09.10.2025 08:27
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: