Geçenlerde kurmalı bir saat almak için epey bir dolaştım. Maalesef neredeyse antika saat kapsamına girmiş hem fiyat hem de bulunmazlık anlamında. Birkaç ay önce de bozulan dijital baskülümün yerine manuelini almak istedim, yok. İnsanlık her şeyin dijitaline çoktan geçmiş. Bunu anladıktan sonra çamaşır makineme büyük bir sevgiyle sarılıyorum, bozulmasın diye. Merdaneli olacak kadar tarihi değil kendileri; ama yeni jenerasyon, çamaşırın ağırlığı ve türünü dahi bilen, deterjan miktarını ayarlayan türden değil. Eğer ona bir şey olursa benimle sohbet edebilecek kadar akıllı bir makine alma düşüncesi beni korkutuyor. Robot süpürgeleri hiç sormayın, onları görünce tüylerim diken diken oluyor. Anneannemin çalı süpürgesini görmüş biri olarak bir gün bu yaratıkların organize olup dünyayı ele geçirebileceğini bile düşünmekteyim.
Yeni teknolojinin faydalarını inkâr edecek değilim, üstelik daktilosunu seyirlik sehpasının üzerine koymuş, şu an bu yazıyı bilgisayarın başında yazmaya çalışan biri olarak; ama inanın tüylerim diken diken oluyor bu kadar çok dijitalleşmekten. Birkaç ay önce köpek gibi bir robotun ülkemizin güzide şehirlerinden birinin sokaklarında insanları dans ederek, türlü türlü şaklabanlıklar yaparak eğlendirdiğini gördüğümden beri de epey arttı bu korkum. Bana soruyorlar “Teknoloji düşmanı mısın?” diye, “Değilim.” diyorum. Ben, kontrolsüz ve amaçsız teknolojiye düşmanım. Her şeyimizi de robotların ve dijital eşyaların eline vermeyelim bir zahmet. Onların dünyayı ele geçirmesi düşüncesini bir kenara bırakalım; birden onlarsız kalsak nasıl yaşayacağız, kafa yoralım bir zahmet. Özellikle yeni jenerasyon çok şanssız bu konuda, bu teknolojinin içine doğduklarından manuel dünyada birkaç gün içinde açlıktan veya pislikten ölürler diye düşünüyorum.
Tüm işlerini dijitale devretmenin sakıncalarını ancak bu hayatı geride bırakınca anlıyorsunuz. Birkaç senedir karavanımızla tüm Türkiye’yi dolaşıyoruz ve ister istemez manuel hayata kısmen geri döndük. İlk etkisi her şeyi manuel yaptığımız için kaslarımızın güçlenmesi oldu. Evde kaldığım dönemlerde beni uykularımdan uyandıran sırtım ağrımıyor. Demek ki her şey bir kenara dijital ve tam otomatik hayat insanın kas sağlığı için son derece zararlı. “İşleri onlar yapsın, siz sporunuzu yapın, uğraşmanız gereken diğer işlere odaklanın.” reklamları da yalan.” Ben hiç “Çamaşırı ve bulaşığı makine yıkıyor, gidip sporumu yapayım.” diyenini görmedim. Maalesef ulus olarak bu işlerden artan zamanlarımızda ya dedikodunun dibine vuruyoruz ya da oturup realite programlarını izliyoruz. Hem beyinlerimiz kirleniyor hem de bedenlerimiz koflaşıyor. Modern hayatın bize sunduğu şahanelik bu işte. Küçülmüş bir hayatın içinde, her türlü konfordan uzak, doğanın koynunda yaşayınca anlıyorsun ne kadar az eşyaya ihtiyacın olduğunu.
Dijital eşyalara bağımlılık geliştirdikçe onların çalışma koşullarına da mahkûm ediyoruz kendimizi. Evlerimiz duvarlarından elektrik ve wife kabloları geçen kafeslerden başka bir şey değil artık. (Bu kadar akımın içinde ne kadar sağlıklı olabiliriz? Bunu da ayrıca değerlendirmek gerekir.) Bu mahkumiyeti biraz eğlenceli hale getirebilmek için, (çıkıp biraz yürümek yerine) herkesin birbirini tokatladığı dizilerin başında ömür çürütüyoruz. Ya da kamburumuzu çıkararak burnumuza dayadığımız cep telefonları ve tabletlerde başka hayatlar ararken kendi hayatımız avuçlarımızdan akıp gidiyor. Hani bir söz vardır ya “Vazgeçmek özgürlüktür.” diye. Tüm bunlardan vazgeçebilsek, yaşamımızı sadeleştirip küçültebilsek ömrümüz de uzayacak.
Basit bir hesap yapalım. Dijital teknoloji (televizyon ve diğer tüm oyalayıcılar) günümüzün en az dört beş saatini bizden çalıyor. Günde dört saatimizi bunlara ayırdığımızı farz edelim. Bu ayda 120 saat eder. Bunu 12 ay olarak düşünürsek yılda 1440 saat eder. Kaç gün olduğunu bulmak için 24’e bölelim, sonuç 60 gün eder. Yani, iki ayımızı bunlarla geçiriyoruz. Bu da dört saatlik bir zaman kaybıyla elde ettiğimiz sonuç. Bu teknolojinin rüzgarına kapılıp uçsuz bucaksız mecralarında daha fazla zaman geçirenlere de sabır dilemekten başka bir çaremiz yok. Çünkü yavaş yavaş çaktırmadan ölüyorlar ne yazık ki.
Sevgiler, saygılar…
DİJİTAL Mİ, MANUEL Mİ?
Yayınlanma :
19.09.2024 08:46
Güncelleme
: 19.09.2024 08:46
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: