Bizi diğer canlılardan ayıran sadece aklımız değil, duygularımız da. Bu duygular sayesinde hayata ve birbirimize tutunuyoruz. Duygularımız, gözleri görmeyen hayvanların tabiatta canlı kalabilmesi için kullandığı antenler kadar sosyal hayatta tutunabilmek için bizlere gerekli. Aynı zamanda hem kendi varlığımız hem de toplumsal varlığımız için bir uyarı zili. Ne yazık ki bizler tüpte gaz kaçağı var mı diye çakmak tutup kontrol eden bir milletin fertleriyiz. Duygularımızı neden önemseyelim? Başımız belaya girince gerekeni yapmaya çalışırız nasıl olsa. Son noktaya gelsek bile kendi duygu durumumuzun farkına varamayız. Kulaklarımızdan ateş çıkacak kadar öfkeliyken bu halimizden bihaber oluruz çoğunlukla ve öyle kararlar veririz ki hayatımızı mahvederiz. Mutlulukla huzuru birbirinden ayıramayız. Sevildiğimizi anlayamayız; çünkü kendi duygularımıza kör olduğumuz için karşımızdakinin gözlerinde sevgi ve şefkati okuyamayız. Ama bize sorsanız çok duygusal insanlarız. Evet, belki öyleyiz; ama onların farkına varamadıktan ve kendimiz için kullanamadıktan sonra bu duyguların bize ne faydası olacak? Bir köşeye çekilip “Bu olay karşısında ne hissediyorum?” veya “Beni böyle hissetmeye götüren ne?” diye düşünmediğimizden bodoslama dalarız hayatın içine. Durmamız gereken yerde durmayız. Zavallı ruhumuza ve bedenimize de öyle bir yükleniriz ki, her tür hastalık peşi sıra gelir. Bilimsel çalışmaların çoğu gösteriyor ki neredeyse bütün kötü hastalıkların temeli yanlış yaşamaya ve duygularımızı hor görmeye dayanıyor.
Sorunumuz sadece psikolojik değil sosyolojik de. Çünkü bu durum toplum olarak hepimizi etkiliyor. Milyonlarca insan bu durumdayız. Belki içimizden birkaçı bu girdaptan kendini kurtarmıştır; ama çoğunluğumuz duygusal körlük içindeyiz. O yüzden olumsuz dış etmenlerden çok etkileniyoruz. Duygularımıza kanca atmak isteyen her türlü gücün elinde oyuncak oluyoruz, en kötüsü de duyguları okumayı bilmediğimiz için birbirimizle olan tüm bağlarımızı koparabiliyoruz. Her platformda birbirimizi bencillik ve anlayışsızlıkla suçluyoruz. Bu duruma tek başımıza gelmedik. Bunun alt yapısını oluşturdular ve son voleyi sanalla vurdular. Duygusal körlüğümüz yetmezmiş gibi yankı odalarına tıkıldığımızdan birbirimizi umursamaz hale getirdiler bizi. Peki sanal dünyayı da işin içine katarak bize bunu yapmaya çalışanların ellerindeki silahlar neler? Onların kitle psikolojisi üzerinde çok derin araştırmaları var. Ellerindeki verilerle bizi istedikleri gibi eğip büküyor, istedikleri şeye inandırıyorlar. Buna da algı yönetimi diyorlar. Bizler gözümüzün önündeki kargaşayla ilgilenirken onlar alttan alta bütün dünyayı avuçlarının içine aldılar. Duygularımızı öyle bir sömürüyorlar ki, bizler üzerinde düşünemediğimiz için farkına varamıyoruz. Her türlü ürünü (buna yaşam şekli de dahil) bize duygusal ayarlarımızla oynayarak çok güzel pazarlıyorlar. Haleflerini yetiştirmek ve ekiplerini büyütmek için hangi duyguların kullanılması gerektiği konusunda hiç utanmadan, sıkılmadan beyanat veriyorlar: “Pozitif duygular, ürünle bağ kurmayı kolaylaştırır. Reklamlarda gülen yüzler, neşeli müzikler ve ‘hayatınızı güzelleştirecek’ mesajları bu duyguyu hedefler. Bazı korkular müşteri davranışlarını tetikler. Özellikle, ‘Kaçırma korkusu’ (FOMO), ‘stoklar tükeniyor’, ‘son şans’ gibi ifadelerle tetiklenir. Güvenlik ürünlerinde de ‘tehlikeden korunma’ hissiyle satış yapılır. Güven aşılayarak insanlar ürünlere ısındırılır. Marka sadakati oluşturmak için güven duygusu sömürülür. ‘%100 garanti’, ‘sertifikalı ürün’gibi ifadelerle tüketiciye güven verilir. Heyecan körüklenir. Yeni çıkan ürünler, teknolojik yenilikler veya sınırlı sayıda üretilen ürünler tüketicide ‘ilk olma”’heyecanı yaratır. Üzüntü veya acıma duyguları sömürülür. Bazı ürünlerin satışında yardım için yardım kuruluşlarına pay verileceği söylenir. Mesela, bu üründen bir tane aldığınızda şu kuruluşa şu kadarı yardım olarak gider, denilir. İnsanların vicdanına seslenerek bağış ya da satın alma davranışı tetiklenebilir. Sosyal onay görme ihtiyacı kullanılır. ‘Herkes bunu alıyor’, ‘influencer’lar öneriyor’ gibi mesajlarla bireyin sosyal kabul görme ihtiyacı hedeflenir. Çoğu zaman o influencerların sponsorudur o firmalar. Günümüzün tatsız tuzsuz dünyasında en çok da geçmişe duyulan özlem, yani nostalji kullanılır. Geçmişe duyulan özlem, özellikle retro ürünlerde veya eski reklam temalarında kullanılır. Bu duygusal bağ, satın alma isteğini artırır. İnsan sosyal bir varlık olduğundan aidiyet duygusu onun için çok önemlidir. Üzerinde en çok çalışılan konudur. Marka toplulukları, kulüpler veya özel üyelik sistemleriyle ‘bir yere ait olma’ hissi pazarlanır.”
Evet, o ürünü alıp eve geldiniz, fos çıktı veya ikinci gün elinizde patladı. Neden? Çünkü o ürünü duygularınızla satın aldınız. Hani o hiç tanımadığınız duygularınızla. Peki başka neleri bize kakalıyorlar bu şekilde? Hangi hayat türlerini yavaş yavaş kanımıza karıştırıyorlar? Hangi esaretleri bize özgürlük gibi pazarlıyorlar? Bize bu duyguları sağanak sağanak yağdırırken, bizler birbirimize karşı hangi duygularımızı kaybediyoruz? Duygularının farkında olabilmek için duygusal okuma yapabilmek çok önemli. Ne yazık ki okul müfredatlarına konulmuyor. Belki birkaç dersin içinde anlatılıyor, ama henüz farkındalık yaratacak düzeyde değil. Şimdi yetişen kuşak bizim kadar şanslı değil. Bizler sosyal hayatın içinde öğrenebiliyorduk. Çocuklarımız duyguları ellerinde taşıdıkları o teneke bazlı cihazlardan mı öğrenecek? Zaten duygularımızı ele geçirmek isteyenler onun ardında gizli.
Sevgiler, saygılar…
Duygularımızla oynuyorlar
Yayınlanma :
25.09.2025 08:44
Güncelleme
: 25.09.2025 08:44
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: