Okul zillerinin çalmaya başlamasına sayılı günler kaldı. Peki çocuklarımız ders başı yapmaya hazır mı? Bence hazır değiller, çocuklarımızın çoğu tatilde bir satır bile okumadan okula başlayacaklar. Ödev yapmasınlar elbet, çocukluklarını ve gençliklerini yaşasınlar da ellerine tek bir kitap bile almayanlar; akıllı telefonların, tabletlerin ve bilgisayarların başında tatilini tüketenler çoğunlukta. Bir yaz tatilinde tek bir satır okumamak ne demek? Zihin esnekliklerini ve sözcüklerini kaybetmelerinden başka bir şey değil. Böyle başlayacaklar okula, yani enkaz haline gelmiş bir zihinle. Kelime dağarcıklarının artmasının ve soyut kavramları zihinlerinde evirip çevirebilmelerinin en önemli koşulu seviyelerini zorlayacak metinlerle karşılaşmaları. Bundan geçtik, tek bir satıra gözleri değmeden en önemli zamanlarını ateşe verdi çoğu. İçlerinde kocaman bir boşluk bir sonraki seneye adım atacaklar. Yetişkin olmaya ilerlerken bu boşlukları doldurmak bir hayli zor olacak. Sadece zihinsel kapasitesini geliştirip bir şeyler olma yolunda değil, insan olma yolunda da.
Her şeyi örgün ve kurumsal eğitimden beklememek gerekiyor. İnsanın eksikliklerini bilmesi ve tamamlamaya çalışması da bir eğitim, hatta en önemlisi. Bir birey kendisini engelleyen aksak yönlerini görebilirse onunla mücadele edebilir. Kitaplar, bunların örnekleriyle dolu değil mi? Hiçbir okul bunu veremez. Zaten bizim eğitim sistemimiz ne yazık ki birçok şeyden koptu. Özellikle de sanattan ve zanaattan. Hangi çocuğumuz okulda öğrendiği bir enstrümanı evde zevkle çalışıyor? Paralı kurslardan bahsetmiyorum, bizzat okulda verilen müzik eğitiminden bahsediyorum. Onca okul kulübüne rağmen (Eskiden ‘kol’ olan bu çalışmalara neden bu ismin verildiğini hala anlamış değilim.) çocuklarımızın çoğu henüz kendi yeteneklerini keşfedebilmiş değil. En basitinden verdiğimiz harçlıkları biriktirip herhangi bir bilim, tarih veya edebiyat dergisi almayı henüz akıl edemiyorlar. Hatta isimlerini bile bilmiyorlar. Bunları zikreden gayretkeş öğretmenlerimiz de tuhaf olarak yaftalanıyor. Çocuklarımızın tüm bu eksikliklerini tamamlamak için sözüm ona çağın müthiş imkanları var; buna rağmen onlar hala sanatla ve edebiyatla temas edemiyorlar. Malum, temas ettikleri veya ettirildikleri şeyler bambaşka. Kitap okumak, sanatla haşır neşir olmak yerine abuk subuk videolarla günlerinin en az dört beş saatini geçiriyorlar.
Sadece onlar değil bizler de garip, umarsız bir hale büründük. Onların elinden o cihazları alıp yerine kitap, dergi, enstrüman yerleştirmesi gereken kişilerin bizler olduğunun hala farkında değiliz. Ne bekliyoruz acaba? Teknolojiye esir olmuş çocuklarımızın bir sabah uyanıp “Sanatın beni çok geliştireceğini biliyorum. Yeteneklerimi bulup ona göre bir sanat dalında kendimi geliştirmek istiyorum.” demesini mi, yoksa birdenbire dünya ve Türk klasiklerini okuma isteği duyup kütüphanenin yolunu tutmasını mı? Bunlar kazandırılması gereken davranışlar, onları bu yola koyacak olan bizleriz. Bazen anne ve babalara “Çocuğunuzla birlikte kütüphaneye gidiyor musunuz?” diye sorunca gülmemek için kendilerini zor tuttuklarını görüyorum. Komik geliyor, o an nezaketlerini bozmamak için bir şey söylemiyorlar; ama biliyorum ki içten içe bunu saçma buluyorlar. Oysa bir çocuk anne babası ne yaparsa ona ikna olur. Bizler cep telefonlarına burnumuzu gömerken onların kitap okumalarını bekleyemeyiz. Anne baba olarak çocuklarımıza kural koyup ellerinden akıllı telefonlarını alma cesareti bile gösteremiyoruz. Çocuklarımız hiçbir kurala tabi değiller. En azından “Şu kadar kitap okursan, şu kadar dakika kullanmana izin veririz,” diyemiyoruz.
Bırakın sanatla ve edebiyatla iç içe olmayı bu gidişle bir sonraki jenerasyon tıpkı yapay zeka asistanları gibi tekleye tekleye konuşacak. Çünkü evlatlarımız zamanlarının çoğunu bizden çok onlarla geçiriyor. Her zaman tekrar etmeye devam edeceğim “Şu an en büyük sorunumuz çocuklarımızın yapay zekanın denetiminde olması.” Keşke onların zihinlerini yapay zekaya değil de güzel kitaplara emanet edebilsek. Vakitlerinin bir kısmını bir enstrümanı öğrenmeye harcasalar. En azından bir blok fülüt çalsalar. Birkaç şiiri ezbere okusalar. Her gün yeni bir türkü öğrenseler. Bir derginin son sayısını bulabilmek için fellik fellik gezseler. Hayatlarının en güzel ve en verimli yıllarını boş tenekelerle geçirmeseler. Sözcük dağarcıkları geniş olsa ve sanattan, edebiyattan dem vursalar. Yazsalar, çizseler, bir şeyler mırıldanarak hayatlarına renk katsalar. Dünyayı bir çöplüğe çevirecek bir nesil olacaklarına “Dünyayı nasıl daha güzelleştirebilirim?” in derdine düşseler. Ağızlarının içinde cep telefonlarıyla değil koltuklarının altında kitap ve dergilerle gezseler. “Eyvah! Çantama okuma kitabımı acaba koydum mu?” diye bayılayazsalar. Kendilerine siper ettikleri ithal cihazlarla özgüvenli görüneceklerine zihinlerini güzel ve seviyeli sanat eserleriyle süsleyip altı dolu, gerçek bir özgüvene sahip olsalar. Günlerinin bir bölümünü okumaya ayırsalar…Ne güzel olur değil mi? Ama yapmıyorlar, yaptıramıyoruz. O yüzden ne bizler, ne de onlar eğitim ve öğretime hazır değiliz. Sadece eğitiliyorlarmış gibi yapıp vicdanımızı rahatlatıyoruz.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: