Gelecekte olmayacak meslekler ve onların yerini alacak meslekler hakkında bilgi veren her platform büyük bir ilgi görüyor. Aklı başında gençlerimiz bu karmaşa içinde hangi alanı seçmeleri gerektiği konusunda oldukça kararsız kalıyor. Geleceğin belirsizliği bu alanda da hüküm sürüyor, her şey büyük bir tahminden ibaret. Yaşam ışık hızında değişmeye devam ederken çocuklarımız yollarını bulamıyor. Seçenekler arasında oradan oraya koşmaya ve yer kapmaya çalışıyorlar. İnsanlığın kurulu düzeninin de ne olacağı meçhul. Bir sürü mesleğin ipinin çekileceği söyleniyor, hem de sıradan normal bir şeymiş gibi. Tepemizde bunu bize yedirmeye, kültürel varlığımızı kökten söküp atmaya çalışan bir sistem var. Geleceğin dünyasının nasıl bir yer olacağını kestirmek zor
İnsanlığın temel değeri olan meslekleri yok edip yerine yapay zekâ ve robotları yerleştireceklermiş. “Yerleştirsinler bakalım,” diyeceğim içim elvermiyor. Temel kültürümüzü var etme ve yarınlara taşıma işini üstlenen eğitimde açılan gedikleri görünce üzülüyorum. Robot öğretmenler, uzaktan ve hibrit eğitim tam anlamıyla hayatımıza girmeden bunca sorun yaşıyoruz, ondan sonrasını düşünemiyorum. İşin daha da acınası bir boyutu var. Bu aksaklıklardan kendilerine kar kotarmaya çalışan sektörler türedi. Mesela; dikkat eksikliği, okuma hataları olan çocuklarımız ve onların velileri bu sektörlerin (sözüm ona akademilerin) hammaddesi olmuş durumda. İkinci sınıftan yedinci sınıfa kadar doğru düzgün okuyamayan çocuklarımızın sayısında büyük bir patlama var. Bariz okuma hataları yapıyorlar, okuduklarını anlayamıyorlar. Bu çocukların çoğuna sektör haline gelmiş, kendilerine kar kotarmaya çalışan bazı kurumlar tarafından (işini hakkıyla yapan kurumları bunların dışında tutuyorum) disleksi tanısı konulup kur sistemiyle kısır döngü halini almış uzaktan eğitim veriliyor. Bir kur, iki kur, üç kur…Madem o kadar büyük sorunları var, böyle bir çocuk haftada iki ders saatinde, hem de online, eksikliklerini nasıl tamamlasın? Çocuklar bu eğitimlere başlıyorlar; ama bitiremiyorlar, eğitim uzadıkça uzatılıyor. Profesyonel görünebilmek adına da işin içine bir de “analiz raporları” yerleştirmişler. Ve velilerden bunlar için ayrıca para talep ediliyor. Başlangıç analizi, orta analiz ve son analiz…Bu raporların sonucunda çocuklarının durumunun çok ciddi olduğunu düşünen saygıdeğer anne ve babalarımız da ne istenirse yapıyor, ne talep edilirse yediklerinden içtiklerinden ayırıp karşılamaya çalışıyorlar. Bakıyorsun hiç ilgisi olmayan branşlardan öğretmenler işin içine sokulmuş.
Sorun olduğu muhakkak; ama bu şekilde çözülemeyeceği ve hatta çözülmeyeceği de kesin. Bu kurumlar, soruna bir çözüm getiremedikleri gibi sorunu daha da büyütüyorlar. Bir tedbir alınmazsa bu yavrularımızın durumunun yakın bir zamanda tepemize yuvarlanan bir çığ halini alacağına şüphe yok. Durumun nereden kaynaklandığını görebilmek önemli. Özellikle Covid 19 sürecinde okula yeni başlayan çocuklarımız okuma hataları konusunda çok dezavantajlı duruma geçtiler. Bu süreçte eğitim alan çocuklarımızın okuma güçlüğü yaşamalarının birçok sebebini uzmanlar: “Ekran üzerinden yapılan derslerde öğretmen-öğrenci etkileşimi azaldı, bireysel geri bildirimler sınırlı kaldı. Bu da okuma becerilerinin gelişimini olumsuz etkiledi. Özellikle erken yaşta dil gelişimi için kritik olan sosyal etkileşimler azaldı. Bu durum harf-ses ilişkisini kurma, kelime dağarcığını geliştirme gibi temel okuma becerilerini zorlaştırdı. Ekran başında uzun süre kalmak, dikkat dağınıklığına ve algı mekanizmalarında zayıflamaya yol açtı. Bu da okuma sırasında harfleri ayırt etme, seslendirme ve anlamlandırma süreçlerini etkiledi.” diye kısaca özetliyorlar. Pandemi sürecinde eğitimde yaşanan bu felç çocuklarımızın eksikliklerini daha da artırdı. Matematik ve özellikle okuma test puanları tüm zamanların en düşük seviyelerine geriledi. Çocuklarımız arasında ciddi eşitsizlikler ortaya çıktı. Okuduğunu anlayamayan çocuklarımız sadece metinleri seslendirmede zorlanmıyorlar, sosyal becerilerde de zorlanıyorlar. Anlama süreçleri sekteye uğradığı gibi özgüvenlerini de kaybedebiliyorlar. Müfredattan kopuyorlar ve ne yazık ki sınıf içinde bir şeyler öğrenme şansları da bir hayli azalıyor.
İşte bu koca boşluk sözünü ettiğimiz kurumları doğurmuş durumda. Bu alana özel kurumlar değil de tam anlamıyla devletimizin el atması gerekir. Öncelikle devlet okullarında ve özel okullarda, geniş çaplı bir tarama yapılması, eksiklikleri olan çocuklarımızın tespit edilmesi gerekli. Daha sonra da bu çocuklarımızın eksikleri bireysel olarak tamamlanmalı. Diğer bir tedbir de çocuklarımızın teknolojiyle iletişimlerini bir müddet kesmek, en azından ilkokul düzeyinde. Geleceğe ait robot öğretmen, yapay zekâ destekli eğitim, uzaktan eğitim, hibrit eğitim sevdasından da (böyle bir şey planlanıyorsa) bilhassa eğitimin ilk basamaklarında vazgeçmek zorundayız. Yaşadığımız aksaklıklarda teknolojinin bu kadar büyük bir payı varken bu yollardan medet umamayız. Yüz yüze eğitimin yerini hiçbir şey tutmaz; çünkü içinde insani bir iletişim ve kültür aktarımı var. El beyin koordinasyonunun doğru olarak sağlanabileceği tek eğitim şekli de yüz yüze eğitimdir. El-beyin koordinasyonu, özellikle yazma eşliğinde okuma yapılan durumlarda okuma güçlüklerinin önüne daha kolay geçeriz. Kısacası yüz yüze eğitim candır.
Okumayan nesillere bir de okuyamayan ve okuduğunu anlayamayan nesiller eklememek için bir an önce harekete geçmek zorundayız.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: