Eskiden öyle değildim; fakat şimdi uyum sözcüğünü duyduğumda biraz irkiliyorum. İster istemez altında kötü niyet aramaya başladım. “Uyumlu ol.” denildiğinde, herhangi bir şeye, herhangi bir duruma uyumlu olmamız beklendiğinde doğrudan kabullenemiyorum; irdeledikçe irdeliyorum. “uyum süreci” kavramına da iyice bir alerji geliştirdim. Yerinde kullanıldığında uyumlu olmak çok büyük bir nimet oysaki. Mesela, mekân değiştiriyorsunuz, hiç tanımadığınız bir şehre gidiyorsunuz. O yerin hayatına karışırken insanların alışkanlıkları, gelenek ve görenekleri neler; neler yenilir, nerelere gidilir, gözlemliyorsunuz. Bunu yaparken de uyumlu olabilmek için davranışlarınızı iletişime geçtiklerinizle senkronize ediyorsunuz. Başka bir kültüre yakın olurken bir süre onlar gibi yaşamak size farklı bir görüş açısı kazandırıyor, çoğalıyorsunuz.
Diğer bir örnek; evlenir, yeni bir ailenin içine girer ve onların alışkanlıklarını anlamaya, onlarla birlikte bambaşka bir hayatın içinde var olmaya çabalarız. Yahut çalışma hayatına atılırız, oradaki işi aksatmamak için uyum kaslarımız devreye girer ve işin nasıl yürütüldüğünü kavrayarak üretime katılırız. Uyum sağlarken öğrendiklerimiz sayesinde daha esnek oluruz ve kendimize güvenimiz de artar. Zaten iş hayatında başarının altın anahtarını elimize almamızın ilk koşulu uyumlu olmaktan geçer. Bunu yapamaz, eğreti bir ses olursak bir süre adımız uyumsuza çıkacaktır. Emin olun bu da eninde sonunda her kulağa ulaşır. Bir nebze uyumlu olmak da bize iyilikler ve güzellikler getirebilir. Kişiliğimizin sınırları baki kalmak suretiyle insanlarla aynı adımları atmakta bir sakınca yok, yeter ki kendi yolumuzu kaybedip onların nesnesi haline gelmeyelim.
İnsanoğlunun varlığı bile yaratıldığı günden itibaren bir uyum hikayesidir. Doğaya uyumlu olmasaydı atalarımız belki de türümüz en başında yok olurdu. Özellikle Göbekli Tepe’nin keşfinden sonra medeniyetimizin kaç bin veya kaç milyon yıla dayandığını tam olarak seçemiyoruz; ama net olarak bildiğimiz şu ki bu büyük bir uyum süreciyle mümkün olmuştur. İnsanoğlunun elindeki en büyük güçlerden biridir uyum; tek bir şartla: Birkaç kurnazın bizi tutsak etmelerine izin vermedikçe. Görünen o ki uyum adı altında açık açık bizden özgürlüklerimizi tamamen alıp bizi köleleştirmek isteyenler her yerde mevcut. Ve dayanılmaz bir iştahla bizleri uyduları haline getirmek için yanıp tutuşabiliyorlar. Bunlar sözde iyiliğimiz için bizden neler neler talep edebiliyorlar. Sihirli sözler ise “Ben seni düşünüyorum.” Kimi zaman eşimiz, kimi zaman arkadaşımız, kimi zaman patronumuz, kimi zaman annemiz veya babamız ve hatta kimi zaman da evlatlarımız… Üstelik bir de öyle bir vicdan azabı yaratıyorlar ki kendimizden nefret ediyoruz. Üzerimize yapıştırdıkları yaftalar yüzünden lokmalarımız boğazımızdan geçmiyor: İyi gün dostu, kötü çalışan, hayırsız evlat, kötü anne baba…
Bir kabustan uyanmak ister gibi “Değilim, değilim.” diye kendimizi savunmaya çalıştıkça bu etiketler kimilerimizin üzerine daha bir yapışıyor. Hayatın bazı sinsi kuralları var ve dikkat edince açıkça görülüyor ki bu şekilde anılanların çoğu bu yöntemleri kullanmadığı için diğerlerine oranla daha çok çabalasa da kaçamıyor böyle yad edilmekten. Üzerlerine yapışan bu çamuru atanlar da kıyıdan izliyorlar keyifle onların debelenmelerini. Uyumlu olayım derken tavizler vere vere kaybettiklerinin üzerine bir de yaranamıyorlar kimseciklere. Fedakarlıklarını dile getirmeyi ayıp saydıklarından sömürücüleri onları bu en zayıf oldukları noktalarından yakalıyorlar ve azıcık tersine bir reklamla bütün itibarlarını bitirebiliyorlar. Biz eşrefi mahlukatın arasında bunca dolap dönüp dururken içimizi rahatlatan tek şey tabiattaki diğer canlılarda da böyle bir sömürü sisteminin olması. Kuş, karınca ve arı türleri. Köle haline getirdikleri başka türleri fark ettirmeden canhıraş ve uyumlu çalıştırabiliyorlar. Biz ademoğlunun aklı fikri olmasına rağmen bizler de yakayı onlar gibi kaptırabiliyoruz sırf uyum sağlayalım diye.
İşin bir de toplumsal yanı var. Toplum olarak kanımızı, iliğimizi kemiğimizi kurutanların kimler olduğunun da iyice farkında olmamız gerekir. Bireysel olarak bir şekilde yırtabiliriz; fakat toplum olarak uyumlu olmak adına özgürlüğümüzü kaybedersek yok olduğumuzun resmidir. Bu noktada uyumlu olmaktan önce uyanık olmak zorundayız. Herkesin gittiği yönün her zaman doğru olamayabileceğini akıl edebilmeliyiz. Kimlerle hangi yola çıkmışız bir bakmalı ve gerekiyorsa onlarla yolumuzu ayırmalıyız. Uyum adı altında bizlere neler giydiriliyor, elimizden neler alınıyor? Kendi iyiliğimiz ve nezaketimiz yüzünden nelerden yoksun bırakılıyoruz? Özetle neler kaybediyoruz? En az bizi sömürenler kadar uyanık olmalıyız; çünkü bu toprakların ve ülkenin gerçek sahibi gelecek nesiller, bizler değiliz.
Sevgiler, saygılar…
UYUM SAĞLAMAK
Yayınlanma :
30.12.2024 08:21
Güncelleme
: 30.12.2024 08:21
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: