Kitaplarla aramız açıktı, gittikçe mesafe daha da artmaya başladı. Çocuklarımızın eğitiminde okumayı tekrar baş köşeye oturtmayı başarabilecek miyiz bilemiyorum; ama çok iyi bildiğim bir şey var: Çocuklarımızın nitelikli, işe yarar eserlerle aralarına kocaman bir uçurum girdi. Dijital teknolojiyi yaratanların amaçlarına ulaşması bir yana iyi kitapları da hiçbir işe yaramayan, niteliksiz kitaplar vurdu. Dışarıdan bakılınca kütük gibi, içi incir çekirdeğini doldurmayacak türde vampir hikayeleri, kokulu mokulu, cicili bicili, rengarenk, “Nasssssııı yani?” aksanı taşıyan garip bir dille kaleme alınmış popüler hayat yardakçısı nesneler; bir şeyler kazandıran, içi sağlam kitapları ezip geçti. Çocuklarımız bunları satın alıp evlerine kitap edindik sevinciyle dönüyorlar.
Nitelikli kitaplar seviye üstü teşhisi konularak bir kenara itiliyor veya ittiriliyor. Dünyadaki çocukların (özellikle Avrupa) okuduğu kitap sayısının altında olduğumuz yetmezmiş gibi, çocuklarımıza okuttuğumuz kitapların nitelik açısından da durumu içler acısı. Ellerine hangi kitapları tutuşturuyoruz? Onlar için kitap seçerken hedef gözetiyor muyuz? Yoksa rastgele mi seçiyoruz okuduklarını? Her konuda trendleri takip ettiğimiz gibi çocuklarımızın zihinlerini de trendlere mi emanet ediyoruz? Dünya çocukları cayır cayır klasik eserleri okuyup anlayabilirken biz bunları çocuklarımıza okutmuyoruz. Neden? Ağır ve sıkıcı oldukları gerekçesiyle. Birçok kitaba “Bu çok ağır, yaşının üzerinde” damgası vuruyoruz. Çocuklarımız ağır olduğunu söylediğimiz kitapları eline almazsa, kozasından bir kelebek olarak nasıl çıkacak? Bazı yayınevlerimiz sağ olsun sıkıcı ve ağır diye tabir ettiğimiz türden kitapları çocuklarımız ellerine alabilsin diye kolları sıvamış ve sadeleştirerek raflara koymuş. Tüm bu çabaya rağmen rağbet edilmiyor bu kitaplara. Bizler kılavuzluk edemediğimiz için sadece o kitaplara değil diğer nitelikli kitaplara da erişimi yok çocuklarımızın. Bizim boşluğumuzu sanal dünya dolduruyor. Tabi, o mecralarda reklamı yapılan kitapların niteliğinin ne olabileceğini tahmin edebilirsiniz. Okuma heveslisi bir avuç yavrumuz da oradan öğrendiği kitap isimleriyle kitapçılara koşuyorlar. Genel manzara bu olmasına karşın içlerinde güzel ve kazanımları bol kitap isimlerine ulaşan çocuklarımız da oluyor. “Sen bunu anlayamazsın, sana göre çok ağır,” diye yıldırılıyorlar. Yahu bırakın da en azından o kitabın varlığını elinde hissetsin. O kitabı eline aldıysa bir gün elbet okuyacaktır da. Mesela “Sofi’nin Dünyası” … Yazarı bu kitabı ortaokul çocuklarına felsefe öğretmek amacıyla kaleme almış. Ne yazık ki bizde üniversite öğrencisi bile ağır bulabiliyor bu kitabı. Üniversitede “Çocuk Edebiyatı” dersine girdiğim bir sınıfta okutmaya kalkmıştım, öğrencilerden birçoğu kitabı kendisi için çok ağır bulmuştu. (Üstelik bu gençler öğretmen olacak gençler.) Oysa onların o kitapla ortaokul yıllarında karşılaşması gerekiyordu.
Bir çocuk çok geç kalmadan zor kitaplarla karşılaşmalı ve onu alt edebilmeli. Ne yazık ki en başta eğitim camiası alıyor onların ellerinden bu fırsatı. Çünkü öğrenciyi zorlamak ve onu her adımda yüreklendirmek için amansız bir takip gerekiyor. “Bu seni aşar,” demek işin zorluğundan biraz sıyrılmaya çalışmak gibi geliyor bana. Öğrenciyi takip etmenin, anlamadığı yerde açıklamalarda bulunmanın mücadelesini vermek elbette ki biraz yorucu olacaktır. Ama buna değmez mi? Zekasının ve seviyesinin hak ettiği zor metinlerle karşılaşmayan çocuklarımızın sanal dünyanın popülerliğinin yanında bir de kolay okunan kitapların girdabına kapılması daha mı iyi? Sonra da çocuklarımız sınavlarda sıfır çekince şaşırıyoruz. Çocuklar farklı anlamsal ifadeleri nereden öğrenecekler? Tabi ki seviyeli metinlerden. Sapır sapır dökülüyor, başta matematik olmak üzere birçok dersin alt yapısını oluşturamıyorlar. Çünkü zor metinlerin sağladığı soyut kavram dağarcığından mahrumlar. Okuduklarının çoğu hep çıtır çerez…Aman eğlenerek okusun! Bazen de zorlanarak okusun bir zahmet. Düşüncesi esnesin, bambaşka seviyelerin içinden baksın hayata. Son günlerde adı zora çıkmış kitaplara müstehcenmiş gibi “artı 18” denildiğini de gördük çok şükür. Üstelik de bunu uzmanlar yapıyor. Çok acınası bir durum. Bunları duydukça büyük bir sevgiyle andığım hocam Mustafa Kırcı’nın bir sözünü yad etme ihtiyacı hissediyorum: “Her metin her seviyede okutulabilir. Her yaşın ve her seviyenin ondan alacağı bir pay vardır.” İşte bizler zor diye düşündüğümüz kitapları çocukların ellerinden çekip alarak bu payı gasp etmiş oluyoruz.
Lamı cimi yok, çocuklarımızın farkındalık seviyelerini geliştirmek için zor metinlerle onları karşılaştırmalıyız. Sadece kitaplarda değil üstelik. Hangi alana ilgi duyuyorlarsa o alanla ilgili süreli yayınları, yani dergileri de takip etme isteği duymalılar. Kütüphaneler biricik mekanları olmalı. Bizim çocuklarımızın diğer dünya çocuklarından ne eksiği var? Eksiklik varsa tamamen bizden kaynaklı. Elimizdeki cevherin değerini bilemiyoruz. Değerli bir mücevhere sahip olsak onu nasıl koruyup saklayacağımızı bilemeyiz. En değerlimiz olduğunu söylediğimiz çocuklarımıza aynı ihtimamı göstermiyoruz, onları ortada bırakıyoruz. Hayatta tesadüfi öğrenmelerle ilerlemelerini bekliyoruz onların. Zihinlerini ince ince işleyecek yapıtlarla bağlarını koparıyoruz. Çağın kırılma noktasındayız, şu anda yetiştirdiğimiz nesil dünyayı şekillendirecek. Bizlerden çok daha şanssızlar. Koskoca dijital bir dünyada kaybolmuş durumdalar. Sorgulayıcı bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak, onlara rehber olacak yapıtlarla buluşturmalıyız onları. Yoksa karanlık bir gelecek bizi bekliyor.
Sevgiler, saygılar…
Yorumlar
Kalan Karakter: