Bir tatil beldesine gittiğinizde manzara hep aynıdır: Yabancı turistler sabahın köründe denize atlar, kahvaltıyı bile sahilde eder, akşam üstü güneş batarken dans eder.
Biz Türkler mi?
Henüz kahvaltı büfesindeki omleti sindirmeye çalışıyoruz.
Turist, tatili bir macera gibi yaşar.
Bisikletle kasabayı gezer, yerel pazarları dolaşır, hiç tanımadığı insanlarla sohbet eder.
Biz ise “güneş çok yakıyor” deyip klimadan dışarı çıkmayız.
Onlar gece boyunca dans pistinde, biz akşam yemeğinden sonra “bir Türk kahvesi alıp odama çekileyim” modundayız.
Belki mesele kültür farkı. Onlar tatili, hayatın renklerini toplamak için bir fırsat görürken biz “bir hafta dinlenelim, sonra yine aynı yoğunluk” diye düşünüyoruz.
Bizim için tatil mola, onlarınki deneyim.
Ama bir yerde de haklıyız: Türk insanı tatili bile hesap kitap yaparak geçiriyor.
“Kaç para harcadık, şu hediyelik çok mu pahalıydı, deniz biraz dalgalı, yemek tuzsuz.”
Turist ise “şu an buradayım” diyerek yaşamanın keyfini çıkarıyor.
Sonuç mu? Bizim tatilden döndüğümüzde tek cümlemiz: “Dinlenemedim, daha da yoruldum.”
Onlarınki ise: “Hayatımın en güzel haftasıydı.”
Demek ki mesele nerede tatil yaptığımızda değil, tatili nasıl yaşadığımızda gizli.
Yorumlar
Kalan Karakter: