Bugün beş duyumuzun ahenkli dilinden bahsedeceğim. Bazen birbirine takılıp tökezleyen, bazen de birbirinden bağımsız kendi yolunda ilerleyen o renkli orkestradan…
Evet “görme” duyunuzla doğru gördünüz; Görmek, işitmek, koklamak, dokunmak ve tat almak. Canlı olmanın nimetleri. Lakin ben bunu böyle yazarken içinizden bazılarının “bu yazıya dair farklı kokular alıyorum” dediğini de duyar gibiyim; “işitme” duyumla. Okurken içinizde hafif bir koku devreye giriyor belki de. Duyuların dünyası böyle işte; birbirine karışan, zaman zaman bizi yanıltan bir dans.
Biraz karmaşık olmakla birlikte bence anlamlı girişten sonra; açarak “duyuları” yerlerine oturtalım. Tabi yazıda duyuyu, bazen direkt kendi anlamında bazen de metaforik bir pencere ile ele alacağız. Özünde ulaşmak istediğimiz, duyuların kendisi değil, onların bize açtığı geniş perspektif.
Duyularla algıladıklarımız kimi zaman bizi yanıltabilir. Yüz ifadesini görerek kızgın olarak nitelendirdiğim patronum aslında üzgün ve o üzgünlüğün getirdiği yarı kızgın bir yüz ifadesinde olabilir. Arkadaşıma seslendiğimde “şu an müsait değilim gelemem” cümlesini işitmem onu ilgisizlikle suçlamama ve hatta tat alma duyumda “tatsız” lığa sebep olabilir. Girdiğim ortamda insanların yüzünün düşük olması “buradan kötü kokular alıyorum” dememe ve kendi zihnimin kokusuna kapılmama neden olabilir.
Oysa durumlar, insanlar, mekanlar çoğu zaman göründüğünden farklıdır. Olaylara, durumlara, ortamlara ve bireylere daha geniş bir perspektiften bakmak değerlidir. Arkadaşım gerçekten “müsait değil” olamaz mı? Ortamdaki insanların yüzünün düşük olmasının sebebi derin bir yastır belki.
Bakış açısını genişletmek ve genişletirken çeşitlendirmek kazanılabilen bir yetidir. Görünmeyenin ötesini görmeye, söylenmeyenin ötesini duymaya hizmet eder.
Soru şu: “Bakış açımı nasıl genişleterek anlamlandırabilirim?”
Bolca tecrübe ve pratik olmazsa olmaz. Bebekleri düşünelim. Azıcık pratikleriyle çatık kaş gördüklerinde hemen ağlarlar, çünkü anlamları sınırlıdır. Zaman geçtikçe gördükleri her farklı yüz, duydukları her yeni ses, dokundukları her nesne onların dünyasını genişletir.
Bizim dünyamızda öyle genişler: Hayata farklılık ekleyerek; hobiler, yeni insanlar, yeni yerler ve kültürler keşfederek. Gündemi takip ederek, doğayı gözlemleyerek, okuyarak. Lakin okumak Sadece “görerek” değil anlayarak okumak, olguları karşılaştırmak ve üzerinde düşünmekle mümkündür.
Dünyamızı genişletmek için araladığımız her pencere yeni bir renk olur. İşte o zaman duyularımız yalnızca birer biyolojik araç olmaktan çıkar, metaforik olarak birbirine yaklaşır ve tamamlar. Beş duyumuzu dans ettirir, algılarımızı hem kendimiz hem de insanlığın iyiliği için kullanırız.
Sevgiler…
Yorumlar
Kalan Karakter: