Bana “Bir kurumun kültürünü anlamak istersen neye bakarsın?” deseler, gölge misali toplantılarına sızmak isterim derim.
Toplantıda o işyerinin iletişim dünyası vardır. Olaylara, kişilere, durumlara bakış açısı vardır. Konuşma şevki ve enerjisi, motivasyonu ya da motivasyonsuzluğu vardır. Çözüm odağına mı, yoksa problemin kaynağına mı odaklanılıyor? Durumsallığı vardır. Konuşma dili vardır. Bu yazıya sığmayacak daha pek çok şey vardır. Kısacası, toplantıda yaşatılan bir kurum kültürü vardır.
Stratejileri oluşturmak, kararları hayata geçirmek, yeni bir ürün tasarlamak ya da ekibe motivasyon sağlamak… Kurumların; bugünkü misyonlarına, orta ve uzun vadede vizyonlarına hizmet eden, her türlü karar ve eylemi hayata geçiren önemli bağlaçlardır toplantılar.
Voltran’ı ve o meşhur repliğini “Voltran’ı oluşturuyoruz. Voltran, Voltran, Voltran” pek çoğumuz hatırlarız. En azından 1990’lı yılların başlarında çocuk olanlarımız hatırlar. Bilmeyenler için; Voltran, kötülüklere karşı savaşan bir çizgi film kahramanı robottur. Bu robotun her parçasının bir işlevi vardır: Bacakları, kolları, gövdesi ve kafası (beyni). Tüm bu parçaların içerisinde de bütünü yöneten insanlar bulunur. Kurumları, faaliyetleriyle Voltran olarak düşünürsek, toplantıları bu faaliyetlerin yani Voltran’ın beyni olarak görebiliriz. Bir karar aşamasında ya da problem çözümünde yapılan toplantılarda o meşhur cümle kurulur: “Voltran’ı oluşturuyoruz.”
Örneğin, “karar alma” toplantısında on kişiden sadece iki kişi konuşuyor, diğerleri yalnızca onaylıyorsa burada bir “konuşmama” ya da “konuşamama” kültürü yani korku kültürü olabilir. Söylenenleri sürekli onaylama davranışının altında “hare etkisi” yatabilir. Hare etkisi, yüksek statüdeki liderin her dediğinin sorgusuz sualsiz kabul görmesi durumudur. Toplantıda hiç konuşmayan bir kişi, sonlara doğru itiraz için tetikte bekleyebilir; ya da konuşarak risk almak istemeyebilir, hatta gülünç duruma düşeceğini varsayabilir. Toplantılarda kararlar alınamayabilir; çünkü davet, konuya yetkin kişilere yapılmamış olabilir. Teknik kelimeler veya yarı İngilizce cümleler havada uçuşabilir. Deyim yerindeyse, katılımcılardan biri günümüzün meşhur deyişiyle “kendini olaya Fransız” hissedebilir. Bu son örneğimle ilgili, Güldür Güldür Show ekibinin “Plaza Dili” skecini izlemenizi şiddetle tavsiye ederim, gülmek garanti.
İşin özü, işyeri sahipleri şunu unutmamalıdır: Kültürlerini yaşatacakları yegâne yerlerden biri toplantılarıdır. Orada şeffaflık, eşit katılım ve katkı, netlik ve amaca yönelik verimlilik olmalıdır. Tabii kültürleri de bunu destekliyorsa.
Kurumların stratejik olarak amaçlarına ulaşması, vizyona giden yolda misyonlarını gerçekleştirmesi ve günün sonunda hem işyerinin ilerlemesi hem de çalışanlarının gelişmesi için şeffaf, katılımcı, özgür, konuların kişiselleştirilmediği, kurumsal düzeyde profesyonelliğin yüksek olduğu toplantılar değerlidir.
Sevgiyle Kalın…
Yorumlar
Kalan Karakter: