Dün akşam (yazımın yayınlanma tarihinden beş akşam önce) ana haber bülteninde, çoğunuzun da gördüğünü düşündüğüm bir haberle karşılaştım. “İki çocuklarıyla Almanya’dan memleketleri Türkiye’ye gelen aile, dışarıda yedikleri yemeklerden ya da konakladıkları yerlerden herhangi birinden zehirlendi. İki çocuk ve annelerini kaybettik, baba entübe.”
Günün sabahında içim sıkıldı ve kendimi sahile attım. Sahilin en güzel köşesinde, boğaza nazır ilçemizin harika kütüphanesi gözümde belirince içimi bir umut sardı. Bu platformda fotoğraf paylaşabilseydim, bu güzelliği görmeniz içim mutlaka eklerdim. Kütüphaneye girdim, birkaç kitaba göz gezdirdim. Kimi ders çalışan, kimi araştırma yapan pırıl pırıl gençleri görünce yaşadığımız dünyaya dair umudum arttı.
Bu duygularla kütüphaneden çıktım. Sahilde ilerlerken bir tarafta ebeveynlerinin önünde bisiklete binen mutlu çocuklar, diğer tarafta ayakları çıplak bir şekilde dilenen çocuklar gördüm; umudum söndü, hüznüm arttı.
Bir bankta oturup gazetemi açtım. Sayfalardan birinde yerli matematik dehamızı görünce göğsüm gururla kabardı; diğer sayfada ise boşanmak isteyen eşini katleden adamın haberiyle karşılaştım.
Sonra kendime döndüm. Tüm bu uç noktaların arasında ne kadar nötr göründüğümü fark ettim ve bu yazıyı yazmaya karar verdim. Yazdıklarımı bir kişi bile okusa farkındalıktır dedim ve nötr halimden üretken halime geçmek istedim. Kendi kendime “yazık”, “çok fena”, “bu gidiş nereye” ya da “bu rastlantı gibi görünen düzensiz düzende sırada ne var?” gibi düşüncelerimi eyleme geçirip yapabileceğim en iyi şey neyse onu yapmalıydım; şu an için bu yazmaktı.
Evet bunların hiçbiri rastlantı değil. Ne mutlu aile tablosu ne de eşini katleden kişi rastlantı. Ortaköy gibi turizmin merkezinde yenilen bir yemekten zehirlenmek de rastgele bir talihsizlik değil.
Yazının başında bahsettiğim o kütüphane var ya…
Ülkenin dört bir yanında en güzel manzaralı köşelere, en konforlu alanlara böyle kütüphaneler yerleştirilmeli. Girilip iki kelime okunması için reklamlar yapılmalı. Gençler bilgisayar oyunlarının başından, sohbet odalarından kalkıp ilim yuvalarına koşmalı. Dünyayı kurtaracak olan bilgidir. Kütüphane bir örnek olup bilginin olduğu her yer insanın “kendi kütüphanesidir.” Orada kendini sevme, nezaket, özgüven ve bilinçli bir ahlak ile etik üretmek vardır. Bilincin, ahlakın ve etiğin olduğu yerde ise gönül rahatlığıyla tüketilen sokak lezzetleri, “çocuğun yeri okuldur” anlayışı, medeni bir şekilde yürütülen ve aynı medeniyetle sonlandırılan birliktelikler vardır. Hatta çok daha fazlası vardır.
Sevgiyle Kalın…
Yorumlar
Kalan Karakter: