Bugün sizlere yaklaşık 620 bin nüfusa sahip, yüz ölçümü Eskişehir kadar olan, yeşili bol ve Adriyatik Denizi’ne kıyısı bulunan Karadağ (Montenegro)’da her yıl gerçekleştirilen ilginç bir etkinlikten söz edeceğim. Etkinliğin, daha doğrusu yarışmanın adı Laziest Citizen (En Tembel Vatandaş) Yarışması. Doğru okudunuz! Her yıl, o yılın en tembeli seçiliyor ve birinciye para ödülü veriliyor.
Yarışmanın içeriği şöyle: En uzun süre yatan kişi ödülü kazanıyor. Yatarken; cep telefonu kullanmak, uyumak, kitap okumak, ziyarete gelen biriyle yatarak sohbet etmek gibi faaliyetler serbest. Her sekiz saatte bir, 10-15 dakikalık mola hakkı tanınıyor. Yarışmanın amacı, Balkanlar’da halkla ilgili yaygınlaşan tembellik algısını esprili bir dille taçlandırmak.
Bir de on maddelik tembellik yasaları var (tabii resmi değil, tamamen mizah amaçlı):
1. İnsan yorgun doğar, dinlenmek için yaşar.
2. Yatağını kendini öper gibi öp.
3. Geceleri uyumak için gündüzleri dinlen.
4. Çalışma, çalışmak öldürür.
5. Dinlenen birini gördüğünde ona yardım et!
6. Çalışabildiğinin en azını çalış, mümkünse işi başkasına yaptır.
7. Gölgeler kurtuluştur, dinlenmekten kimse ölmez (tarlada çalışanlar için).
8. Çalışmak ölüm getirir, çalışarak erken ölme.
9. Olur da çalışma isteğin gelirse, otur, bekle; göreceksin ki geçecek.
10. Yiyen birini görünce yanaş, çalışanı görünce uzaklaş, rahatsız etme.
Çok hoş değil mi? Benim favorim dokuz numara. Peki ya sizinki?
Ülkeyi ziyaret ettiğimde ilk öğrendiğim bilgiler bu yarışma ve yasalar oldu. Tabii meraklı ben, durur muyum? Elbette durmam. Mizahın ardındaki gerçeği gözlemlemeye başladım. Önümde koca dört gün vardı. Anlamak istediğim konu ise iki ihtimalli görünüyordu:
1) Çalışkanlığı ve gücü konusunda özgüveni yüksek olan bu millet, dış seslere kulaklarını kapıyor ve özgüvenin verdiği rahatlıkla kendisiyle dalga geçebiliyor.
2) Mizahi bir trajikomik kabulleniş yaşıyor.
İlk gün dikkatimi çekenlerden başlayayım. Yaklaşık yirmi beş kişilik bir grup olarak markete girdiğimizde, kasadaki görevlinin yüz ifadesi oldukça ilginçti. Bu ifade kasaya çok Euro girecek olmasının verdiği sevinç değil; bu kadar insanla nasıl başa çıkacağına dair bir asabiyetti. Ayrıca paramızın tam olması gerektiği konusunda uyarıldık, zira para üstü hesaplamayla vakit kaybı yaşamak istemiyorlardı. Ya kredi kartı ya da tam para!
Yine ilk gün ve sonraki tüm günlerde gözlemledim: Sokaklar temizdi. Yere halk gündüzleri pek ortalıkta olmuyor, genellikle gece dışarı çıkıyorlardı. Gündüz sadece çalışanlar vardı. Restoran ve kafeler de oldukça temizdi ama garsonların tahammül seviyeleri düşük görünüyordu. Hemen bir örnek vereyim: Masaya oturduğumda sipariş için hemen gelindi. Kuzenimi beklediğimi ve siparişi birlikte vereceğimizi söylediğimde tek kelimelik bir yanıt aldım: “NO.” Ben de hızlıca bir bitki çayı sipariş ettim.
Başlıca gelir kaynağı turizm olan bu ülkede sanayi oldukça sınırlı ve modernleşmeye ihtiyaç duyuyor. Ülkedeki lüks araçların çoğunun Rus ve Türklere ait olduğu söylendi. İlginç bir başka söylem ise, ülke halkı orta seviye bir araç aldıklarında arızalanırsa tamir ettirmeyip aracı bırakmaları ve yenisini de almamalarıydı. Keşke tüm bunları yerel halktan duyma fırsatım olsaydı; ancak, gündüz ortalıkta olmamaları, olsalar da diyaloga ne kadar açık olduklarını kestiremedim. Bu bilgileri ülkede tanıştığım bir Türk’ten edindim.
En net gözlemlerim şunlardı: 1941-1943 yılları arasında İtalya’nın da hüküm sürdüğü bu ülkede, kocaman dilim pizzalarının lezzetinde İtalyan esintisi vardı ve gerçekten unutulmazdı. Rus, Venedik, Osmanlı ve Bizans etkilerini taşıyan mimariler görsel bir şölen sunuyordu. Ancak iki yıl öncesine kıyasla artık fiyatların oldukça yükseldiğini fark ettim. Edindiğim bir diğer bilgi: Yere cüzdanınızı düşürseniz ve ertesi gün aynı noktaya gitseniz cüzdan düştüğü hali ile orada durur bilgisiydi. Bu durum ne kadar erdemli olduklarının bir göstergesiydi. Hatta bunu test etmek için kuzenimle bir sosyal deney yaptık: Cüzdanı kaldırıma bırakıp uzaktan izledik. Yaklaşık kırk dakika boyunca onlarca insan geçti, ama cüzdan olduğu yerde kaldı.
Bir gerçek daha var ki; Karadağ, Avrupa Birliği’ne girmesi beklenen “lider aday ülkelerden” biri konumunda.
Gelelim gözlem sonuçlarıma: Bu küçük ama doğal kaynaklara fazlasıyla sahip ülke, istikrarını güçlendirmek için daha fazla motivasyona sahip olabilir. Sanayisini çeşitlendirirse, daha müreffeh bir yaşama kavuşabilir. Halkın, en azından benim gördüğüm kısmının, kesinlikle daha fazla gülümsemeye ihtiyacı var. Turizmin başlıca gelir kaynağı olduğu ülkede, tebessümün arkasındaki motivasyonlar acilen oluşturulmalı diye düşünüyorum.
Tembelliğe gelince… Bence bu, bir özgüven mizahı. Belki de ortak bir vizyon etrafında birlik olma eksikliği söz konusudur. Dört gün içinde gözlemlerim bunlarla sınırlıydı. Tekrar gitme şansım olursa, eminim çok daha fazla detay yakalayabilirim.
Sevgiyle Kalın.
Yorumlar
Kalan Karakter: