Dünyamızda yaşayan tüm canlı organizmalar birbiri ile etkileşim içindedir. Ormanlar binlerce türe ev sahipliği yapar. Her türün ekosistemde kendine ait görevleri vardır. Bu görevlerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
- Ağaçlar havadan karbondioksiti alır ve fotosentez yoluyla oksijen üreterek doğaya bırakır.
- Arılar ve kelebekler, çiçekler arası polen taşıyarak bitkilerin çoğalmasını sağlar.
- Akbabalar, doğanın çöpçüsü görevini üstlenir.
- Kurt, baykuş, kartal gibi avcı hayvanlar, bazı türlerin gereğinden fazla çoğalmasını önleyerek doğal dengeyi sağlar.
- Orman, kendiliğinden erozyonu önler.
Liste böylece uzayıp gider…
Peki, sistemin bir parçası olan insanın bu paylaşımdaki yeri nedir? Ne alır, ne verir? Sisteme nasıl katkı sağlar?
İnsanın bu paylaşımdaki yerini bilinçsiz ve bilinçli olarak ikiye ayırabiliriz. Bilinçsiz katkısı, diğer türlerde olduğu gibi organizması aracılığıyla doğal dengeye yaptığı katkıdır. Ancak burada ele alacağımız, insanın bilinçli katkısıdır.
2025 yılının başından bugüne kadar, Türkiye’de çıkan yangın sayısı kayıt altına alınan verilere göre 3181’dir. Yazması kolay, idraki zordur! Bu yangınlarda; ağaçları, çiçekleri, tarım alanlarını, böcekleri, kurtları, kuşları, verimli toprakları, otları ve envaiçeşit eko sistem canlısını yitirdik. Evler, ahırlar, meralar yandı ve insanlarımızı kaybettik. Geleceğe emanet edilecek kültürel birikimleri, anıları yitirdik ve yitirmeye devam ediyoruz.
Kıvılcım küçük, etkisi büyük; farkındalık ise bizler için çok değerlidir. Farkındalıkla atılacak her küçük adım, kelebek etkisi ile büyüyerek yeşerebilir ve büyük orman yangınlarına neden olan ilk kıvılcımın önüne geçebilir. Neler yapabiliriz? Yasak olan yerlerde mangal ve kamp yapmayarak başlayabiliriz. İnsanlığın en büyük icatlarından biri nedir, biliyoruz: Çöp kutusu! Faydalanmak gerek. Plastik ve cam atıkları, izmaritleri ve tüm çöpleri doğada bırakmayıp uygun şekilde çöpe atarak, bulduğumuz her tohumu fidana dönüştürerek, ormanlarda tarla-bağ-bahçe artıklarını yakmayarak sürdürebiliriz. Kendimiz gerekli önlemleri almalı, geleceği emanet edeceğimiz çocuklarımızı da bu bilinçle yetiştirmeliyiz. Bu yazıya sığmayacak kadar pek çok şey yapabiliriz.
Bizler atalarımızdan tabiata saygıyı öğrenmiş bir nesiliz. Gazi Mutafa Kemal Atatürk’ün yürüyen köşk hikayesini bilirsiniz. Bu anlamlı hikâyeyi burada tekrar hatırlatmak isterim:
Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1929 yılı Yalova ziyaretinde termal bölgeyi çok beğenir ve çınar ağaçlarının bulunduğu yerde bir köşk yapılmasını ister. Köşk yapılır; ancak bir sorun vardır: Büyük bir çınar ağacının dalları köşkün çatısına doğru uzanmaktadır. Görevliler dalların kesilmesini önerir. Atatürk buna kesin bir dille karşı çıkar ve çözüm olarak köşkün kaydırılmasını ister. Böylece köşk raylar üzerine alınarak 4.8 metre doğu yönünde kaydırılır. Ne çınar ağacı ne de köşk zarar görmeden sorun çözülür.
Hz. Muhammed’in “Kıyametin kopacağını bilseniz dahi elinizdeki fidanı dikin” hadisi ile Fransız yazar Alphonse Marie Lois de Lamartine’nin “Doğaya karşı işlenen her suç insanlığa karşı işlenmiştir” sözü, doğanın dünyamızdaki önemi ve değeri hakkında nesiller boyu süregelen bakış açılarının sadece birkaç örneğidir.
Ekosistemin bir parçası olan insan, aynı zamanda sisteme dikkatsizlikle zarar verebilecek tek canlı türüdür. Bu nedenle tüm dikkatimizi; yaşamın ve türlerin devamlılığı için hayati derecede önemli olan ormanlarımıza yönlendirmemiz, hem kendimize hem çevremize hem de dünyamıza olan saygımız açısından son derece kritik ve değerlidir.
Bu yazıyı Eskişehir orman yangınında hayatını kaybeden on şehidimize armağan ediyorum.
Sevgi ve Saygılarımla.
Yorumlar
Kalan Karakter: